Dikkat

Meme Kanserinden Korunma Formülü

Araştırmalara göre; günde 30 dakika veya haftada 3 kez birer saat yürüyüş yapan kadınların meme kanserine yakalanma riskleri yüzde 40 -50 oranında azalıyor. Üstelik buna bol sebze ve meyve tüketmek ya da hobiler edinmek gibi basit ama etkili yaşam alışkanlıkları eklendiğinde bu oran yüzde 90′lara ulaşıyor!

Meme kanseri kadınlar arasında en sık görülen kanser türü. Öyle ki Batı ülkelerinde her 8 kadından biri hayatının bir döneminde meme kanserine yakalanıyor. Ülkemizde de her 12 kadından birinde, hayatının bir döneminde meme kanseri geliştiği belirtiliyor. Meme kanseri ölüme yol açması açısından ise akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alıyor: Dünyada her yıl 1 milyon kadında yeni meme kanseri saptanıyor. Her yıl 375 bin kadın da meme kanseri nedeniyle yaşamını yitiriyor. Aslında yaşam alışkanlıklarında yapılan basit ama etkili değişikliklerle meme kanserinden korunmak mümkün. Örneğin sadece günde 30 dakika yürüyerek meme kanserinin gelişme riskini yüzde 40-50 oranında azaltabiliyorsunuz.

Acıbadem Kadıköy Hastanesi’nden Meme Kliniği Sorumlusu Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hilal Ünal, meme kanserinden korunmanın 12 püf noktasını anlatıyor!


Meme Kanseri
* HER GÜN 30 DAKİKA YÜRÜYÜN: Düzenli olarak yapılan spor, kilo kontrolünü sağlıyor ve meme kanserinin oluşumunda önemli bir risk faktörü olan kadınlık hormonu östrojenin düzeyini dengeliyor. Ayrıca bağışıklık sistemini de güçlendiriyor. Yapılan çalışmalar, günde 30 dakika veya haftada 3 kez, birer saat yürüyüş yapan kadınların meme kanserine yakalanma risklerinin yüzde 40-50 oranında azaldığını gösteriyor. Menopoz sonrası dönemde yapılan yürüyüş daha da önem taşıyor. Çünkü bu dönemdeki hızlı kilo alımı östrojen düzeyini yükseltiyor, bunun sonucunda meme kanseri riskini daha da artırıyor.

* FORMUNUZU KORUYUN: Özellikle menopozdan sonra hızla alınan kilolar, meme kanseri riskini artırıyor. Çünkü bu dönemde kadınlardaki östrojenin ana kaynağını artık yumurtalıklar değil, yağ dokuları oluşturuyor. Bu nedenle ne kadar kilo alınırsa, östrojenin düzeyi de o kadar artıyor. Çalışmalar, karın ile üst beden bölgelerinde fazla kilosu olan kadınların, meme kanserine yakalanma risklerinin kilo fazlası bacak ile basen bölgesinde yoğunlaşan kadınlardan daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Bunun nedeni ise seks hormonunu bağlayan globulinin bu grup kadınlarda daha düşük düzeyde kalması, böylece östrojenin büyük bir kısmının vücutta serbestçe dolaşabilmesi. Bunun sonucunda da östrojenin meme dokularına bağlanma riski artıyor.

* ÖSTROJENDEN UZAK DURUN: Menopoz döneminde kadınlar; ateş basması, terleme, vajina kuruluğu, osteoporoz ve çarpıntıyı önlemek amacı ile hormon replasman tedavisi görebiliyor. Ancak menopoz sürecinde hormonların uzun süre kullanımı meme kanseri riskini artırıyor. Bu nedenle menopoz dönemine girdiğinizde doktorunuzla konuşun ve östrojen alımından mümkün olduğunca uzak durun.

* UZUN SÜRE DOĞUM KONTROL HAPI KULLANMAYIN: Yapılan çalışmalara göre; uzun süre doğum hapı kullanan kadınlarda damar içi pıhtılaşma, karaciğerinde hasar oluşumu ve meme kanserinin gelişme riski artıyor. Çalışmalar, doğum kontrol haplarının batı toplumunda meme kanserinin yükselişinin bir nedeni olarak gösteriliyor. Çünkü bu ülkelerde kadınlar doğum kontrol haplarını 13 -14 yaşından itibaren kullanmaya başlıyor, bunun sonucunda da östrojene uzun süre maruz kalıyorlar.

* HORMON TEDAVİSİ SIRASINDA MEME KONTROLÜ YAPTIRIN: Menopoz öncesinde veya sonrasında ya da çocuk sahibi olabilmek için… Nedeni ne olursa olsun, uzun süreli hormon tedavisi görüyorsanız, düzenli olarak meme kontrolü yaptırmayı asla ihmal etmeyin.

* ANNE OLMAYI GECİKTİRMEYİN: Günümüzde pek çok kadın kariyer kaygısı nedeniyle çocuk konusunu İleri yaşlara erteliyor ya da hiç çocuk sahibi olmuyor. Yapılan araştırmalara göre; ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat artıyor. Çünkü meme dokusu hücrelerinin gelişmesi, doğum ve emzirme ile tamamlanıyor. Memenin gelişmesi ne kadar erken tamamlanırsa, hücreler de bu kanser türüne yol açan genetik faktörlere karşı kendilerini o kadar korumuş oluyorlar.
* ÇOCUĞUNUZU BOL BOL EMZİRİN: Yoğun iş temposu nedeniyle pek çok kadın bebeklerini ya emziremiyor ya da emzirme süreçlerini kısa tutmak zorunda kalıyor. Oysa meme kanserinin en önemli nedenlerinden biri, kadınlık hormonu östrojenin yüksek olması. Emzirmek ise kansere neden olan östrojenin kandaki değerini azaltıyor ve hücreleri yeniliyor. Bu nedenle bebeklerinizi ilk 6 ay sadece anne sütüyle, daha sonra ek gıdalarla birlikte 2 yıla kadar emzirin.

* YEŞİL KOYU SEBZE VE KIRMIZI MEYVELERİ BAŞTACI EDİN: Bu tür sebze ve meyveler antioksidan özellikleri nedeniyle vücutta birtakım zararlı etkilere neden olan atıkları temizliyor. Bunun sonucunda da vücudumuzun bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

* STRESİN ESİRİ OLMAYIN: Batı tarzı yaşamın vazgeçilmez unsurlarından bir olan stres, bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor. Bunun sonucunda da pek çok hastalıkta olduğu gibi meme kanserinin gelişme riskini artırıyor. Meme sağlığınız için stresli ortamlardan mümkün olduğunca kaçının ve kendinizi gergin hissediyorsanız, spor, yoga, meditasyon veya size keyif veren başka etkinliklerle içsel huzura kavuşun.

* GÜNDE EN FAZLA 1 KADEH İÇİN: Çalışmalar her gün düzenli olarak alkol tüketen kadınlarda meme kanserine yakalanma riskinin alkol tüketmeyenlerden % 40 oranında daha fazla olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni ise akolün kandaki östrojen düzeyini yükseltmesi. Meme kanseri riskini önlemek için alkol alımını günde en fazla birer kadeh ile sınırlandı veya kullanmayn.

* SİGARAYI ÇÖPE ATIN: Çünkü sigara kullanımı, meme kanseri de dahil olmak üzere birçok kanserin gelişme riskini artırıyor. Bu yüzden eğer hala sigara içiyorsanız, sağlıklı yaşamak için sigara içmeyi bırakın.

* HAFTADA 2 KEZ KIRMIZI ET YİYİN: Kırmızı eti haftada 2 kez, birer öğün (250 – 300 gr.) yemeğe özen gösterin. Çünkü, kırmızı et, hemoglobin yapımını en iyi sağlayan demir kaynağı olarak gösteriliyor. Demir meme kanseri riskinin azaltılmasında olumlu yönde rol oynuyor. Üç köfte veya bir dilim biftek, bir öğün için yeterli geliyor. Ancak kırmızı et tüketimini abartmayın, aksi halde istemeden kolesterol ve kan yağlarınızı yükseltebilirsiniz.

Kaynak: http://www.ekolay.net/saglik/haber.asp?Page=1&pid=501&haberid=724706

Dişlerinizi Sıkmayın, Başınız Ağrıması

Yapılan araştırmalarda uzmanlar baş ağrısının sebebini kas gerginliği olarak tesbit ettiler. Bunların nedenlerinden biriside dişler.

Stres gibi psikolojik faktörler, kapanışı doğru ayarlanmamış dolgu, köprü gibi restorasyonlar, diş sıkmak, gıcırdatmak, ortodontik problemler(çapraşıklık), diş eksikliği bu kas gerginliğini meydana getiren sebeplerdir.

Bir kere ağrı olduğunda bir döngü başlar. Ağrı sizi gergin ve hassas yapar bu da kas gerginliği ve ağrıyı artırır.


Dişlerinizi Sıkmayın, Başınız Ağrıması
Ağrı başın tek tarafında ya da her iki tarafında veya tüm çevresinde olabilir, eklemde veya yanaklarda hissedilebilir. Künt fakat zonklayıcı tarzda olmayan bir ağrıdır.

Dişlerinizi çok sıkmak ya da gıcırdatmak nedeni ile kaslarda gerginlik ve eklemde travma meydana geliyorsa, gece plağı denen özel bir plak hazırlanarak rahat etmeniz ve kasların gevşemesi sağlanır. Gerekirse bir kas gevşetici verilebilir. Tüm bunlara rağmen bir rahatlama sağlanamıyorsa cerrahi, fizik tedavi ya da psikiyatrist desteği gerekebilir.

Unutmayın ki hayattaki en değerli yatırımınız kendi sağlığınızdır.

Kaynak: http://www.ekolay.net/saglik/haber.asp?PID=3388&HaberID=697193

Batı Nil Virüsü Nedir?

Geçen yıl İsviçre’de bu yılda Yunanistan’da görülmeye başlayan,hatta Manisa’daki ölümlerinde nedeni olduğu konusunda kuşkular bulunan  ‘Batı Nil virüsü(West Nile Virus)’ hakkında bilgi almak üzere Vera Pest  Kontrol Servisi’nden  böcek uzmanı  Ziraat  Yüksek  Mühendisi Derya Ulaşoğlu’na sorular yönelttik.

Batı Nil virüsü nedir?

İlk kez 1937 yılında Uganda’nın Batı Nil bölgesinde bir insandan izole edilen bir virüstür.45-50 nm büyüklüğündeki bu virüs Flaviviridae familyasının Flavivirus cinsine aittir.Bu virüsün ana rezervuar (taşıyıcısı)  kuşlardır.Bu kuşlardan kan emen özellikle sivrisinek ve keneler bu virüsü alarak insana ve diğer bazı memelilere taşınmaktadır.

Hangi ülkelerde görülmektedir? Bunlar nasıl yayılmaktadır?

Cezayir,Fas , Romanya,Fransa,İtalya,Çek Cumhuriyeti ,Tunus,Rusya,İsrail’de görülmüştür.Amerika’da is New York şehrinde 1999 yılında 62  vaka ile   başlamış ve hızla diğer eyaletlere yayılmıştır.Başladığı  yıl  New York,New Jersey ve Connecticut’ eyaletlerinde  7 insan ,6 at ve yüzlerce kuş ölmüştür.Bunlar göçmen kuşlarla yayılabildiği gibi uçak içinde ve eşyalar arasında da taşınabilmektedir.

İnsandan insana geçiş nasıl olmaktadır ?

Nadirde olsa kan ve organ nakli,hamile adından bebeğine,süt emziren anneden bebeğine  geçebilmektedir.

Isırıktan sonra belirtiler( inkübasyon süresi)  nezaman başlamaktadır ?

Belirtiler 2-15 gün içinde çıkmaktadır. Genel olarak 1-6 gündür.

Bu virüse karşı aşı varmıdır?

Atlar için aşı geliştirilmiştir.İnsan ve köpek,vs.için  yoktur.

Amerika’da vaka sayısı nedir ?

2009 verilerine göre Amerika ve Kanada’da   30.000 kişi  bu virüsü almış, bunlardan 1000 kişi
ölmüştür.Ölüm oranı insanda  ortalama % 3-15’dir;ancak atlarda ölüm oranı %30’lardadır.
Hangi yaş grubu risk altındadır  ?

Vakalar izlendiğinde  50 yaş ve çok üzeri yaş grubu dağılımı mevcut.Manisa’da genç değilde orta yaş üstü insanların  hastalanması dikkat çekicidir.Yine de tüm yaş grubu insanlar dikkat etmelidir.Örneğin Amerika’da farklı yaş grubunda (örneğin 6 yaş) nadirde olsa vakalar vardır.

Ne tip belirtiler vardır.Tedavisi varmıdır ?

Bu virüse özgü spesifik belirtisi yoktur.Ani başlayan ateş,kas ağrısı,bulantı,yorgunluk,halsizlik,kızarıklık,kusma,İshal ,nörolojik problemler,hafıza kaybı.koma,lenf bezlerinde şişme ,boyun tutulması,oryantasyon bozukluğu,birbirine karıştırma durumu ,menenjit vs.görülebilir.

Spesifik tedavisi yoktur.Destek tedavisi yapılmaktadır.

Hangi sivrisinek ve kene türleri taşıyabilmektedir  ?

Amerika’da 21 farklı  sivrisinek türünün  taşıdığı tespit edilmiştir.Özellikle ‘Culex pipiens’  çok önemli vektör olarak öne çıkmaktadır.Özellikle bu sivrisinek türünün  kan emmek için  kuşları tercih etmesi de  önemli faktördür.

Hangi kanatlılar taşımaktadır ?

Karga,ördek , güvercin,martı  başta olmak üzere   çok çeşitli kuş türleri  ve tavuk bu virüsü taşıyabilmektedir.

Diğer memelilerde durum nedir?

Koyun,hamsters,fare ve bazı maymun türlerinde görülürken  domuz,köpek,tavşan virüse dayanıklılık gösterebilmekte hatta simptom bile oluşmamaktadır.Buna rağmen çok sık  olmasada belirti gösteren köpek ve kedi vakaları vardır.

Manisa’da salgın gibi artış olmamasının bu virüs olasılığını olduğu ihtimalini zayıflattığı söylendi.Siz ne düşünüyorsunuz ?

Bana göre bu sayı  artmasada ‘batı nil virüsü’ olmuş olabilir.Amerika’daki verilerdeb bu sonuca ulaşmak mümkün.Amerika’daki verilerde  Connecticut eyaletinde 1999-2009 yılları arasındaki vaka sayısı 69,sadece 2008 yılında 8 vaka varken,2003 yılında 17 vaka var.2009 ‘da hiç görülmemiş.Bu 69 kişinin üçü ölmüş.Bazı yıllar görülmese de yine sonraki yıllar vaka çıkabilir.

bati-nil-virusu-hakkinda-hersey

Amerika’da bu virüse karşı ne tip çalışmalar yapılmaktadır?

Nitekim Amerika’da Connecticut Agricultural Experiment Station(CAES)’   1998-2009 yılları
arasında 1.7 million  sivrisinek   üzerinde test yapmışlardır.Sadece  2009 yılında 200,000
sivrisinek  test  yapılmıştır.Sivrisenekler  kurulmuş  tuzaklar ile yakalanmaktadır. Bunlar her yıl
rutin virüs  testine tabi tutuluyor.Bu uygulama  bizde de vakalar olmasa da başlamalıdır.

Sivrisineklerin yaşam döngüsü nasıldır ? Temel özellikleri nedir.?

Sivrisineklerin  yaşam  döngüsü yumurta,larva,pupa,ergin dönemlerinden oluşur.İlk üç aşama
sucul ortamda geçerken,ergin sivrisinek karada yaşar. Ergin sivrisinek uçma yeteneğine
sahiptir.

Yumurta döneminden ergin olmaya kadar geçen süre 9-14 gündür.Ergin sinek 2-6 ay yaşar. Bir
sivrisinek dişisi bir defada türlere göre değişmekle birlikte 35-450 yumurta bırakabilir.

Sivrisinekler yumurtalarını durgun suya bırakırlar.(yosunlu,sığ sular,durgun sular,lağım ve
kanalizasyonlar,bataklık ve taban suları,su birikintileri)

ÖNLEMLER :
a) Kullanılmış ve ıskarta lastiklerin arazinizde biriken durgun sularını boşaltın (örneğin lastik  salıncak). Yada  bekletmeden atınız.
b) Arazinizde biriken kutular, plastik kaplar, seramik saksılar ya da benzer su biriktirmiş kapları atın yada içerisinde biriken suları çok sık bekletmeden düzenli dökün. Saksı alt tabağında su birikintisi olmadığından emin olun yada delikli alt tabak kullanınız.Bitkilerle kaplanmış kapları   gözden kaçırmayınız.
c) Özellikle yapraklar vs. olukları tıkayabilir. Tıkanan çatı oluklarını yıllık olarak temizleyiniz. Çatı olukları genelde göz ardı edilir, ancak bu alanlarda her mevsim milyonlarca sivrisinek üreyebilir.
d) Plastik seyyar havuzları kullanmadığınızda ters çevirin. Düzenli olarak kullanılmayan bir seyyar havuz sivrisinek yuvası haline gelir.
e) El arabalarını ters çevirin ve kuş kablarında suların durgun halde birikmesini önleyiniz; aksi takdirde, sivrisinekler için ideal üreme ortamı oluşur. Kuş kabları ve seyyar havuzlardaki suları her hafta değiştirin.
f) Süs havuzlarını havalandırın,bakımını yapınız ya da balıkla doldurunuz (önerilen   yada biyolojik larvasid (sineklerin larva dönemini öldüren) kullanınız. .Süs havuzları  revaçta olmakla birlikte durgun su içermeleri durumunda ciddi bir sivrisinek tehdidi yaratabilir.
g) Kullanılmayan yüzme havuzlarını temizleyip klorlayın. Bir aylık tatile çıkan bir ailenin başıboş bıraktığı bir yüzme havuzu komşuların şikayetlerine yol açabilecek kadar sivrisineğin üremesiyle sonuçlanabilir. Unutmayınız ki, yüzme havuzu kapaklarında biriken sularda bile sivrisinekler üreyebilir.
h) Arazinizde biriken durgun suları ortadan kaldırmak için peyzajdan faydalanın. Yaz aylarında 7- 10 gün üzerinde ortada olan tüm su birikintilerinde sivrisinekler üreyebilir.
o) Çöp kutusu, branda ve suyu biriktiren kap ve oyuncaklardaki suları boşaltın.
ı) Evcil hayvan ve  büyükbaş hayvan su teknelerindeki   suyu haftada iki kez değiştirin.
i) Kapların altında su birikmeyecek şekilde delikler açın ya da suları tahliye edin.
j) Drenaj delikleri sivrisineklerin üremesi için yeterli miktarda suyu toplar.
k) Kesilen çimlerin yol kenarındaki oluklara ve toplama çukurlarına girmesine izin vermeyin, çünkü bu alanlar sivrisinekler için çok uygun üreme alanlarıdır.

l) Yapay göletlerde durgun su oluşmaması için uygun sirkülasyon sistemi kurunuz.Sinek    larvalarına karşı hedef dışı canlılara ve insanlara toksik olmuyan biyolojik larvasid olan ‘Bacillus  thuringiensis israelensis’ ,’Bacillus sphaericus’ belli aralıklar ile kullanılabilir.
m) Durgun suların  arazideki molozlar, derin batak ve deliklerde, çukurlarda, çöküntü alanlarında, korunmayan ve kullanılmayan kuyularda birikmesini önleyiniz,
n) Açılan kapı ve pencerelere sineklik yapılmalıdır;hatta Amerika’da bahçeli evlerde ana giriş kapısına yapılan ikinci kapının yarısı sinekliktir.İnsanlar daha çok bu kapıyı kullanmaktadır.Sineklik yaptırırken him boşluk kalmadığına dikkat ediniz.Sürgülü modeller uygudur.Fırçalı olanlar çabuk bozulabilir.Buna rağmen fırçalı olacaksa sıfır oturmalıdır ve hiç gözenek kalmamalıdır.
o) Hem kene  hemde sivrisineği  aynı anda kovan repellent(kovucu) kullanılmalıdır.

p) Sineklerin aktif olduğu saatlerde dışarı çıkmayınız.
q) Bahçede ölü kuş görülürse çıplak elle dokunulmamalıdır.Eldiven ile iki ayrı kalın poşete koyarak ana çöpe atılmalıdır.Eldiven çamaşır suyu ile dezenfekte edilmelidir.
r) Bahçede kuru yaprak,birikmiş çalılıklar toplanıp,atılmalıdır.
s) Komşularında aynı tedbirleri almasını sağlayınız.
t) Riskli alanlarda açık renkli,mümkün olduğunca kapalı giysiler giyilmelidir.
u) Bahçe düzenlenirken  su birikintisi olacak  düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
v) Su giderlerindeki  tıkanıklar durgun su oluşmaması için haftalık temizlenmelidir.
y) Uçaklarda uçan sinek görülürse traplar ile öldürülmelidir.

Elleri Yıkamanın Etkisi Büyük

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Haluk Eraksoy, dernek olarak 2009-2010′da İstanbul’da yapılacak ilk bilimsel toplantının ”H1N1 Gribi ve El Yıkama” olarak belirlendiğini ifade ederek, bugünün ”Türkiye’de de görülmesi beklenen domuz gribi salgınının önlenmesinde el yıkamanın önemine dikkat çekmek için iyi bir fırsat” olduğunu bildirdi.

Eraksoy, el yıkamanın sadece mevsimsel grip ve domuz gribi dışında özellikle hastane enfeksiyonlarından korunmada da hayati önem taşıdığını belirterek, ”Bir hastanın muayenesini yaptığında elini yıkamak pek çok hekimin ihmal ettiği bir durum. Bu disiplinin kazandırılması gerekir” dedi.

TEMEL YAKLAŞIK ELLERİN SIK VE DOĞRU YIKANMASI
Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hilal Özcebe de, ellerin sık ve doğru yıkanmasının bulaşıcı hastalıklardan korunmak için temel yaklaşım olduğunu söyledi.

Gerek okulların açılması, gerekse havaların soğumasıyla birlikte solunum yolu hastalıklarının görülme sıklığının arttığını ve kapalı mekanlarda geçirilen zamanın artmasının da etkisiyle bulaşıcı hastalıkların görülme sıklığının arttığını ifade eden Özcebe, bu dönemde en sık nezle, grip, sarılık ve boğaz iltihabı gibi bulaşıcı hastalıklarla karşılaşıldığına işaret etti.

Prof. Dr. Özcebe, ”olumsuz sonuçlara yol açabilen bu hastalıklardan korunmak için yapılabilecek en temel ve basit uygulamanın ellerin yıkanması” olduğuna dikkati çekerek, ”Sağlığın korunması açısından bu denli önem taşımasına rağmen, ilköğretim çağında yapılan çalışmalarda, öğrencilerin, ‘tuvalet sonrası, yemek öncesi gibi’ gerekli durumlarda, ellerini yıkamadığı bilinmektedir. Ellerini yıkadığını belirtenler arasında ise kurallarına uygun yıkama davranışında eksiklikler bulunmaktadır” diye konuştu.

ELLER NASIL YIKANMALI?
”Tuvaletten çıktıktan sonra, yemek yemeden önce, öksürme ve hapşırmadan sonra ellerin akan suda sabunla 30 saniye süre yıkanması gerektiğini” ifade eden Özcebe, şu bilgileri verdi:

”Parmak araları, bilekler ve tırnak uçları mutlaka ovuşturularak yıkanmalı. Öksürme ve hapşırma sırasında ağız, el ya da kağıt mendille kapatılmalı. Öksürme ve hapşırma sonrasında elleri tekrar yıkamalı, kullanılan kağıt mendil çöpe atılmalı. Öksürme ve hapşırma sırasında eğer tükürük damlacıkları herhangi bir yüzeye sıçradıysa, bu yüzey de başka bir kağıt mendille silinmeli ve mendil çöpe atılmalı.”

Elleri Yıkamanın Etkisi Büyük

Prof. Dr. Hilal Özcebe, ellerin yıkanması sırasında doğru uygulamanın çok önemli olduğunu dile getirerek, özellikle okullarda el yıkama konusunda gerekli altyapının tam olması, ortamın hijyen koşullarının sürekli olması gerektiğini vurguladı. Özcebe, ”Bu konuda sorumluluk devlete aittir. Ulaşılabilir suyun sağlanması, el yıkama için ulaşılabilir mekanların varlığı, el yıkama sırasında kullanılacak temizlik maddesinin varlığı, el yıkama ile ilgili doğru bilgi ve davranışların öğrenilebileceği eğitim ortamının sağlanması bu sorumlulukların başında gelmektedir” dedi.

AA

Psikoterapi ve depresyon hakkında bilinmesi gerekenler

Bireyler yaşadıkları duygusal çöküntüleri, sorunları ve zorlukları uzman kişiler ile karşılıklı konuşarak bir sonuca varılması olayına psikoterapi denir. Bazı durumlarda psikoterapi değilde konuşma terapileri, danışmanlık veya yalnız terapi denilebiliyor.
Kişiler belli bir zaman döneminde (çocukluk, ergenlik, askerlik, evlilik, hamilelik vb.) atlatamıcağımız bazı duygusal problemler olmuştur. Bu problerin bazı zaman nedenlerini bulamadığınız, anlayamadığınız, kaygılar, korkular, endişe steres, depresyon gibi duygusal gerginlikler yaşanabilir.

Psikoterapi (Psikolojik Danışmanlık) uzman doktor eşliğinde yardım alınarak karşılıklı diyaloglar sayesinde giderilmeye çalışılmaktadır. Kişi depresyondan kurtalmak isterse bu duygu çöküntüsünü ortadan kaldırması mümkündür.

Psikoterapi ve depresyon hakkında bilinmesi gerekenler

Psikoterapi sayesinde ;

1- Yaşadığımız duyguların bütünlüğünün farkında olma bilgisini kazanırız. Buda kişiye daha sonra karşılaşacağı benzer soruna karşı nasıl yaklaşım gösterceğinin bilincini gösterir.

2- Hayat akışını eksi yönde etkileyen depresyon, davranış ve düşüncelerin farkına varırız. Bu farkına varma duygusu size heyecan vererek yaşama sevincinizi arttırır.

3- Karşı cinse olan ilişkileri ve altında bulunan dinamik konuları anlamaya başkar ve değişir bir yönden bu farkı yakalayabiliriz. Bu duygu karşı cins dışında anne, baba, çocuk, eş, kardeşler arasında da olması mümkündür.

4- Problemler için farklı ve daha kolay başvurulan yolları ortaya koyarız.

5 – Problemler ve sıkıntılar için ayırdığınız vakti, yaşama daha üreteci, doyumlu ve mutluluk duygusu içerisinde bulunmayı sağlar.
Pisikoterapi depresyondan kurtulmak isteyenler için çok yararlı ve sonuç alabilcekleri bir tedavi şeklidir. Karşılıklı diyalog her zaman için çok önemlidir. Hayatınızın her anını depresyonda kalarak geçirmeniz düşünülemez bunun için uzman pisikoterapi danışmanlarına başvurmanız yeterli olacaktır.

Bu makale için ekalem editörü Hakan Bey’e teşekkürlerimizi iletiriz.