Dikkat

Çocuk Sağlığı

Çocuk Sağlığı

Aşı takvimi hakkında merak edilenler

Normal Aşı Takvimi

2. ayda BCG, Difteri, Boğmaca, Tetanos, (DBT)+Çocuk felci (OPV)
3. ayda DBT+OPV + Hepatit B (HBV)
4. ayda DBT+OPV+Hepatit B
9. ayda Kızamık +Hepatit B
16-24. ayda DBT+OPV

İlkokul 1. Sınıf DT+OPV +BCG +Kızamık
İlkokul 5. Sınıf Tetanos
Lise 1. Sınıf Tetanos

Erişkin Tetanos (yaşam boyu 10 yıl aralarla)
Gebelere ilk izlemde 1 doz, 4 hafta sonra ikinci doz tetanoz
Gebelikte Tetanos (aşılanma durumuna göre gerekiyorsa 1 doz veya 2 doz)

Aşılanma durumu kesin bilinmeyen çocuklar

7 yaştan küçük
İlk karşılaşma DBT+OPV+HBV+BCG+Kızamık (9 aylıktan büyük ise)

1 ay sonra DBT+OPV+HBV
2 ay sonra DBT+OPV
8 ay sonra DBT+OPV+HBV
4-6 yaş DBT+OPV+Kızamık+BCG

7 yaştan büyük
İlk karşılaşma Tetanoz+HBV+OPV+Kızamık

2 ay sonra HBV+OPV+Tetanoz
8 ay sonra HBV+OPV+Tetanoz

Kaynak: http://www.saglikbilgisi.gen.tr/

ÇOCUKLARDA YÜKSEK ATEŞ VE ÖLÇÜM YOLLARI

Özellikle anneler olmak üzere tüm ebeveynlerin sık sık çocuğun alnına elini götürerek ateş ölçme eğilimi vardır. Bunun için de size ateş ve ölçüm yollarını kısaca anlatacağız.

İdeal vücut sıcaklığı; 37-38 derece arasında değişir. Ateş, genelde sabah saatlerinde düşük olurken, öğle sonrası ve akşamüzeri çocuk hareketli olacağından ateşi biraz yükselebilir. Bu yükselme normal sınırlar içindedir.

Normal şartlarda “ateş” dediğimiz şey vücut ısısının normalin üzerinde olmasıdır. Vücuda yabancı bir madde girdiğinde vücudun ilk tepkisi ateşi yükseltmek olacaktır. Bu hem yabancı cisim girdiği alarmının verilmesi hem de vücut savunmasının aktif olduğunun işaretidir. Vücuda giren başlıca yabancı maddeler bakteriler ve virüslerdir. Dolayısıyla bakteri ya da virüs kapan çocuklarda ateş çok sık görülür. Vücutta ateş yükseldiğinde doğal olarak terleme olur ve beden su kaybına uğrar.

Yenidoğan evresindeki bebeklerde ateşin çeşitli sebepleri olabilir. Yukarıda saydığımız sebepler dışında; anneyi yeterli miktarda emmemek, yeterli beslenememek, aşırı kalın kıyafetler, bulunulan ortam sıcaklığının yüksekliği bebeğin ateşinin çıkmasına ve sıvı kaybetmesine neden olabilir.

*“Süt çocukluğu” dediğimiz 2-5 yaş döneminde en sık görülen ateş nedenleri; grip, üst solunum yolları enfeksiyonları ve soğuk algınlığıdır.

*Ayrıca çocuğunuz iki yaşını geçmişse ateş yükselmesi, bademcik iltihabı kaynaklı olabilir. *Bir diğer ateş nedeni ise kulak iltihabıdır.

*Bazı aşılardan sonra bebekte ateş yükselebilir, bu normal bir süreçtir. Eğer ateşe, kusma da eşlik ediyorsa bir idrar yolları enfeksiyonu olabilir. Not: Kız çocukları idrar yolu enfeksiyonuna yakalanmaya daha müsaittir.

“Ateş” dediğimiz olay insan yaşamı için büyük bir kurtarıcı vazifesi görmektedir. Çocuğun hasta olduğunu en kısa yolda belli eden bir işarettir. Bundan dolayı siz de evinizde kesinlikle bir termometre bulundurun.

Sağlığın korunması için ateşi düşürecek yöntemleri bilmelisiniz. Ateş kontrol dışı yükselirse, buna bağlı olarak havale geçirme riski vardır. Ateş düştükten sonra da kesinlikle koyuvermeyin, derhal ateşin sebebini öğrenin!

Doktora başvurulması gereken durumlar

*Ateş düşürücü kullanmanıza rağmen,  ateş 39 derecenin üzerindeyse

*Ateşi koltuk altından ölçtüğünüzde sıcaklık, 24 saatten daha uzun süredir 38,5 derecenin üzerindeyse

*Bebekte makattan ölçülen ateş 38 derecenin üzerindeyse

*Ateşle birlikte seyreden kasılma, sarsılma, kas seğirmeleri, titreme ve en önemlisi havale söz konusuysa zaman kaybetmede doktora başvurun.

Ateş yüksekse evde yapabilecekleriniz

*Çocuğunuzu mümkün olduğu kadar az giydirin.

*Battaniye, yorgan, kalın hırka gibi şeylerle üstünü örtmeyin. Çarşaf, pike gibi tek ve hafif örtü kullanın.

*Titrediğine kanarak çocuğu sarmayın. Zira bu ateşinin daha da yükselmesine sebep olur.

*Ateşle gelen terlemede sıvı kaybı olacağından çocuğunuza ağızdan sıvı verin. Böylece vücutta kaybolan ısının yerini alır.

*Anne sütü alan bir bebeğiniz varsa sık sık emzirmeniz sıvı ihtiyacına bire bir çözümdür.

*Ilık bir banyo ateşi düşürebilir fakat kesinlikle soğuk su kullanmayın.

*Ateşi düşürmek için alkol kullanmayın

Diyabet Çocuklarda Görülmeye Başladı

Suadiye Memorial Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Yıldırım çocuklarda diyabet konusunda bilgi verdi.

Diabetes Mellitus, insulin salgılanmasında ya da etkisindeki yetersizlik sonucu gelişen şeker, yağ ve protein metabolizmasında bozulma sonucu ortaya çıkan, kan şekerinin yükselmesi ile sonuçlanan ömür boyu süren bir hastalıktır. Çocukluk çağı diyabetinin yüzde 97’si Tip 1 diyabettir.

Tip I Diyabet

İnsulin salgılanması yetersiz olduğu için hastaların yaşamlarını sürdürebilmesi için mutlaka insulin kullanmaları gerekir. Pankreas adacıklarının harap olması sonucu ortaya çıkan insulin eksikliği, Tip I DM’nin ortaya çıkmasına yol açar. Bu adacık harabiyetinin temelinde; genetik, otoimmun ve çevresel faktörler rol oynar. Sıklık ülkeden ülkeye farklılık gösterir. En sık 5-7 ve 10-14 yaşları arasında görülür. Cinsiyet ve sosyoekonomik farklılık göstermez. Son yıllarda birçok ülkede Tip I DM olgularında artış görülmesi,endüstrileşmeyle yaşam tarzının değişmesine ve çevresel faktörlere bağlanmıştır.

Hazırlayıcı Faktörler Nelerdir?
Diyabetiklerin anne, baba ve kardeşlerinde diyabet sıklığının daha yüksek oluşu, biri diyabetli olan tek yumurta ikizlerinden diğerinde ihtimalin yüzde 50’ye yakın olması kalıtımı kanıtlar. Hastalığın ortaya çıkışında viral enfeksiyonlar, beslenme, toksinler ve stres gibi çevresel faktörler rol oynar.

Viral enfeksiyonlar doğrudan adacık hücrelerini hasara uğratarak ya da bağışıklık sistemini bozarak beta hücre harabiyetini başlatır. Kabakulak, kızamıkçık gibi salgınlar sırasında Tip 1 diyabet sıklığında artışlar görülmüştür.
Süt çocuklarında inek sütüne erken başlanması ile diyabet arasında ilişki kurulmuştur. Anne sütü ile beslenenlerde diyabet insidansının düşük olması, inek sütüne erken başlamanın diyabet gelişiminde tetikleyici olabileceğini destekleyen bir bulgudur.

Diyabetiklerin yüzde 80-90’ında adacık hücrelerine karşı antikor mevcuttur.
Yüzde 30-40’ında insulin antikorları saptanır. Bu bulgular vücudun kendi pankreas dokusuna karşı bir savaş başlattığının göstergesidir. Yani vücut kendi pankreas dokusunu artık yabancı bir doku gibi algılayıp onu vücuttan atmaya çalışmaktadır.

Tip I DM Gelişimi 6 Evrede Gelişir
1-Genetik yatkınlık vardır, adacık hücreleri sağlamdır.
2-Çevresel faktörler bağışıklık sisteminin çalışmasını bozar, vücut kendi pankreas hücrelerinin hasarlamaya başlar. İnsulin salgısı azalır fakat henüz kan şekeri normaldir.
3-Hasar ilerler, metabolik bozukluk başlar.
4-OGTT bozuktur, açlık kan şekeri yükselmiştir.
5-Klinik diyabet ortaya çıkar. Bu evrede beta hücrelerinin yüzde 80’i harap olmuştur.
6-Beta hücrelerinin tamamı harap olmuştur.

Tip I Diyabet riskini azaltmak için:
• Potansiyel diyabet hastalığının gelişimini önlemek için çevresel tetikçilerin yok edilmesi, annenin gebelik öncesi aşılanması ile gebelikte viral enfeksiyonların önlenmesi gerekir.
• Anne sütü ile beslenmenin özendirilmesi çok önemlidir.
• Bazı deneme aşamasında ilaçlar üzerinde çalışılmaktadır.

Çocukluklarda klinik gidiş:
-Akut başlangıç
-Remisyon (balayı)
-Şiddetlenme
-Tam diyabet aşamalarını izler.

Klinik Bulgular
Sık tuvalete çıkma, çok su içme, aşırı yeme ve kilo kaybı klasik bulgulardır. Bulgular günler, haftalar içinde gelişebilir. Genellikle bu süre bir aydan kısadır. Bazen ilk dikkati çeken bulgu, idrar kontrolünü edinmiş çocuğun gece yatağını ıslatması olabilir. Sık rastlanan diğer bulgu yorgunluk ve letarjidir. Sıklıkla tablo direkt koma ile de ortaya çıkabilir.

Diyabet Çocuklarda Görülmeye BaşladıYeni tanı konmuş çocukların birçoğunda insulin tedavisine başlandıktan günler ya da haftalar sonra insulin gereksiniminde azalma görülür (balayı dönemi). Bu dönemde pankreas harabiyetini ya da vücudun insülin ihtiyacını artıran enfeksiyon, travma gibi faktör ortadan kakmıştır. İnsulin salgılanmasında kısmi iyileşme başlamıştır. Bu dönem tedaviden genellikle 2-8 hafta sonra görülür. Bu geçici iyileşme aylarca sürebilir.

Nasıl Anlaşılır?
• Klinik bulguların yanısıra rasgele alınan kanda glikoz seviyesinin 200 mg/dl üzerinde, açlık kan şekerinin 126 mg/dl üzerinde saptanması tanı koydurur.
• Kan şekerinin yüksek olması, idrarda şeker ve keton saptanması ile tanı konur. -Çoğu kez OGTT tanı için gerekli değildir.
• Bazen travma veya enfeksiyona bağlı olarak hiperglisemi ve glikozüri görülebilir. Bu vakalarda söz konusu hastalık geçtikten sonra OGTT yapılmalıdır.

Tedavi
Amaç: İyi bir metabolik kontrol ile normal büyüme ve gelişmenin sağlanması, akut metabolik komplikasyonlar ile birlikte ileride gelişebilecek kronik komplikasyonların önlenmesidir.

Eğitim çocuğun yaşı, ilgisi ve ailenin sosyo-kültürel durumu dikkate alınarak verilmelidir. Diyabetik bir hastanın tedavi ve eğitimi bir ekip işidir. Bu ekipte şu uzmanlar bulunmalıdır:
• Uzman çocuk hekimi
• Diyabet hemşiresi
• Diyetisyen
• Psikolog
Diyabetik çocuğun ailesi, öğretmeni ve okul doktoru hastalık konusunda bilgilendirilmelidir. Hasta ve ailenin devamlı eğitimi, yaşam boyu devam edecek olan hastalığın uygun tedavisi için şarttır.

Tedavi
Çocuk ve ailenin diyabet konusunda eğitimi önemlidir. Bu eğitimde şu bilgiler verilir:
• İnsulin uygulama yöntemi ve enjeksiyon bölgeleri
• İnsulin tipleri, doz ve değişiklikleri
• Evde kan şekeri ölçümü
• İdrarda şeker ve keton bakılması
• Beslenme özellikleri, besin değişimleri
• Egzersiz yapmanın önemi ve prensipleri
• Hipoglisemi ve hipergliseminin tanınması ve önlenmesi

Tedavi
İnsulin tedavide şarttır. Çoğul doz uygulamasının normal fizyoloji ile daha uyumlu olduğu, daha iyi bir metabolik kontrol sağladığı ve damar hasarına bağlı komplikasyonları önlediği gösterilmiştir.

Kan şekerinin açlıkta 80-120(okul öncesi 100-140) mgl /dl değerleri arasında olması istenir.

Komplikasyonlar
Akut: Ketoasidoz, hipoglisemi, sabah hiperglisemileri, insuline bağlı komplikasyonlar
Kronik: Büyüme gelişme geriliği, nefropati, nöropati, retinopati-katarakt, eklem kısıtlılığı, hepatomegali vb.

Anne ve babaların çocuklar açısından yaptığı hataları

Anne ve babaların çocuklarıyla olan iletişiminin şekli, sergiledikleri tavır, tutum ve kararlılığın derecesi, tüm hayatlarını iyi ya da kötü etkiliyor. Anne ve babanın farklı dilde konuşması, biri evet derken, diğerinin hayır demesi, çocuğun sınırları bilmeden yetişmesine neden oluyor.

Dr. Arzu Önal, çocuk yetiştirirken anne ve babaların sınır çizememe konusunda yaşadıkları olumsuzluklar ve ne yapmaları gerektiği konusunda merak edilen soruları yanıtladı.

Çocuk yetiştirmekteki “sınır stratejisi”, ergenlik dönemindeki arkadaşlıklarını, yetişkinlikteki hayatlarını nasıl geçireceklerini de belirliyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Arzu Önal, okul öncesi ve okul dönemde yiyeceğini, oyuncaklarını paylaşmayan, uzlaşmayan çocukların önlem alınmazsa kötü bir ergenlik dönemi geçireceklerini söylüyor. Bir anlamda çocukluktaki tehlike sinyalleri, ergenliğin ve yetişkinliğin de şifrelerini veriyor.

Dr. Arzu Önal, çocuk yetiştirirken anne ve babaların sınır çizememe konusunda yaşadıkları olumsuzluklar ve ne yapmaları gerektiği konusunda merak edilen soruları yanıtladı:

Anne ‘evet’, baba ‘hayır’ diyor, çocuk isyan ediyor

Çocuklara neden sınır koymak gerekiyor?

Çocukların günlük yaşamda ilk fark ettiği şey, anne ve babaların sınırları oluyor. Eğer sınır konulmazsa sürekli duvara çarpmak, yani istenmeyen davranışları ısrarla tekrar etmek istiyor. Çarpayım ki beni durdursunlar diye düşünüyor. Bazı anneler ve babalar, çocuklarına karşı o kadar esnek davranıyor ki, çocuk duramıyor, çarpamadığı için de annesini, babasını, evde bulunan başka insanları, arkadaşlarını ısırıyor, tırmalıyor, kendi saçını, yüzünü yoluyor, kısacası zarar veriyor. Annesi hiç tepki vermeyince de ilgisini çekebilmek için daha da şiddetlendirerek yapmaya devam ediyor. Çocuklar kendilerine ‘dur’ denilmezse sınırları zorluyor.

İki-üç yaş, ergenliğin provasıdır

Çocuklarının her şeye ‘hayır’ dedikleri bu dönem 2 yaşında başlıyor, tedavi görmezse 8-9 yaşına kadar devam ediyor. Çocuk okulda istekleri yapılmadığı için tepki gösteriyor, köşede kalıyor, arkadaşları yanaştırmıyor. Bu çocuklar ergenlik döneminde çevresi tarafından dışlanıyor. Çocuk okuldaki mutsuzluğunu da eve taşıyor. Aileler, çocukları ne kadar küçük yaşta uzmana başvurursa, gelecekte çocuklarının sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri o kadar kolay oluyor.

Bebek

Anne ve babalar en sık hangi hataları yapıyor?

- Türk aileleri bir şeye söz verdikleri zaman yapıyor. Özellikle de maddi bir şey için söz vermişlerse yapıyorlar. Ancak sıra davranışlarla ilgili bir kısıtlamaya gelince, örneğin o gün yaramazlık yapmışsa, annesi dışarı çıkmamasına yönelik bir ceza vermişse, anne bunu çocuk ağlıyor, mızmızlanıyor diye dayanamayıp uygulamaktan vazgeçiyor.

- Verilen cezanın uygulanmadığını gören çocuk, benzeri bir durumda yine aynı şekilde tutturup ağlayarak sonuca ulaşıyor.

- Anne ve baba çocuğu koyacakları sınır ya da verecekleri ceza konusunda birlikte karar veriyor. Ancak çocuğun bu karardan haberi yoksa ve çocuğun düşüncesine göre birdenbire kısıtlamayla karşı karşıya kalıyorsa daha beter tutturuyor. Sonunda anne ve babanın sabrı taşıyor, çocuklarına sert davranıyorlar ya da bir tokat atıp susmasını sağlıyorlar.

- Çocuk neden kısıtlandığını bilmeyip dayak yiyince, anne ve babasına güveni sarsılıyor.

- Ailede hem anne hem babanın uyumlu olduğu çok az durum var. Anne ve baba ayrı telden çalınca çocuklar sınırları asla öğrenemiyor.

- Anneler hekimle ilişkilerde çok açık davranıyor. Daha rahat iletişim kuruyor. Ancak babalar çocuklarını psikiyatri hekimine getirdiklerinde, çocuklarının her isteğini yerine getirmekten ötürü gayet mutlu davranıyor, işbirliğine çok yanaşmıyor.

- Babaların yaklaşımı daha çok çocuklarının sorunlarının büyüyünce geçeceği yönünde oluyor. Çocuk sonuçta ‘bu yanlıştı yapmayayım’ diyemez. Babalar küçücük çocuklardan bu olgunluğu sergilemesine bekliyor. Oysa çocuklara davranışları konusunda belli sınırların konulması gerekiyor.

Çocuk eleştirilmeyi öğrenmezse, büyüyemiyor

Yetişkinlik döneminde kişilik sorunlarının çok azını düzeltebileceğine dikkati çeken Dr. Arzu Önal, “Eğer çocuk inat dönemine girdiği iki yaşında hekime getirilirse, anne ve baba da hekimin önerilerini uygularsa çocuğun kişiliği gerçekten çok iyi şekilleniyor. Çocukluk sorunlarına zamanında müdahale etmek ve ruhsal gelişimine bu dönemde önem vermek gerekiyor” diyor.

Çünkü çocukluk döneminde çözülmeyen sorunlar yetişkinlikte daha sert tepkilere, çözümsüzlüklere yol açıyor. Sorunlu çocuklar büyüdüklerinde örneğin sevgilisi terk ettiği zaman, kendini suçlu, yetersiz, güvensiz hissediyor.

Anne ve babasının yanında eleştirilmeyi öğrenmiş, hatta bazen de sert bir şekilde eleştirilmiş çocuklar, başkaları olumsuz tepkiler gösterdiğinde bunları olumlu algılıyor. Hep kabul görmüşse, biri onu eleştirdiğinde çok sert tepki gösteriyor, karşısındakini küçümsüyor. Bu insanlar gelecekte başarısız oluyor, yalnız ve mutsuz bir şekilde yaşıyor. Dr. Arzu Önal tüm bu nedenlerden ötürü çocuklara sınır konulması gerektiğine dikkati çekiyor.

Kaynak: http://www.sagliksiteniz.com/anne-babalarin-yaptigi-hatalar.html

Bebeklerde Alerjinin Nedenleri

On kişide yalnızca bir veya ikisinde alerjiye rastlanmasının nedenini açıklamamıza karşın, belirtile­rin nedenlerini bilmekteyiz.
Alerjik insanlar, alergenlerine (alerjik oldukları maddeye), sağlıklı insanların tehlikeli olabilecek mik­roplara veya zehirlere gösterdikleri tepkiye benzer tepkiler gösterirler. Aradaki fark şudur: Alerjik bün­yeler, zararsız bir maddeyi kesinlikle vücuttan atılma­sı gereken tehlikeli bir maddeymiş gibi görürler.

Vücudun doğal korunma sisteminin en etkin güç­lerinden biri, lenfosit adı verilen akyuvarlardır. Onla­rın görevi, vücuda giren antigenleri kollamaktır. An-tigenler, canlı veya organik maddelerde bulunan, ama, vücudun kendi öz proteinlerinden farklı olan ya­bancı maddelerdir. Virüslerin ve bakterilerin yanı sı­ra, yiyecekler ve polen gibi daha tehlikesiz madde­ler de antigen olarak adlandırılırlar.

Akyuvarlar, tam olarak anlaşılamayan karmaşık bir mekanizma yoluyla, tehlikeli antigenlerle zararsız tarım ayırdedebilirler. Bunun içindir ki, sağlıklı bir be­den, bulaşıcı hastalığa neden olan bir virüse karşı kendisini korurken, yiyeceklerin içindeki zararsız pro­teinlere tamamen farklı bir tepki gösterir.

Zararlı olabilecek antigenlere rastladıklarında, ak­yuvarlar antikor üretimine geçerler. Antikor, antigenle birleşerek onu etkisiz hale getirir.
Sağlıklı bir insanda bile akyuvarların antigeni et­kisiz hale getirecek miktarda antikor üretmesi birkaç gün alabilir. Antigen bir kere yenilgiye uğratıldıktan sonra ise vücut ona karşı uzun süreli bir bağışıklık kazanır. Örneğin bazı insanların suçiçeği ve kızamık gibi hastalıkları yalnızca bir kez geçirmelerinin nede­ni, virüsler vücuda ikinci kez girdiklerinde onları kı­sa sürede yok edecek antikorların hazır bulunmasıdır.

Aşının da ana fikri budur. Aşılanan kişiye hasta­lığa yol açacak kadar güçlü olmasa da akyuvarların koruyucu antikor üretimine başlamasını sağlayacak kadar antigen verilir. Alerji uzmanları da hastalarını alergenlere karşı korumak için aşılamaya benzer bir tedavi uygularlar. Bu tedavi tekniği, ilerde açıklana­caktır.

bebekAntikorların önemli bir özelliği, hücum ettikleri antigenleri çok dikkatle seçmeleridir. Bir antigene kar­şı etkili olan bir antikor, başka antigenlere karşı tü­müyle etkisizdir. Grip ve nezleye defalarca yakalan­mamız bundan kaynaklanır. Griplerin ve nezlenin ne­deni, sürekli değişim gösteren virüsler olduğundan, bir kışın antikorları bir sonraki kışın mikroplarına kar­şı koruma sağlayamamaktadırlar.
Her birinin kendine has görevleri olan dört ayrı cins antikor vardır. Kısaca, bazı antikorlar devriye ge­zen polisler gibi, kanda dolanırlar. Oysa bazıları nö­betçiler gibi belirli dokuların başını beklerler. Daha

başkaları, akyuvarların yanında silahlı muhafızlar gi­bi gezerler. Sonuncusu daantigenleri, antikorlardan yararlanmadan yok edebilen akyuvarlardır.
O zaman bu koruyucu güçlerin alerjilerle ilgisi ne­dir? Alerjik olan bünyelerde akyuvarlar, zararsız antigenlere zararlıymışcasına tepki gösterirler. Kimse bunun gerçek nedenini bilmese de kalıtsal bir sorun olabileceği düşünülmektedir. Alerjilerin ailelerde gö­rülme eğilimi vardır. Son zamanlarda yapılmış olan tıbbi araştırmalar, bazı alerjik bünyelerde antikor üre­timini denetleyen bir çeşit akyuvarın bulunmadığına değinmişlerdir. Bazı alerjilerin, özellikle yiyecek aler­jilerinin, bebekleri çok erken memeden kesmekten kaynaklandığı sanılmaktadır…

Korunma sistemleri, tam gelişmiş olmadığı için, bebekler, inek sütünde ve başka yiyeceklerdeki ya­bancı proteinlere karşı gerekeni yapamamaktadır. Bu konuya ileride gene değineceğiz.Ev toz alerji
Doğa güzel olabilir, ama karmaşık olmadığı za­manlar, pek seyrektir. İşleri daha da karmaşık hale getiren bir durum, vücudun alerjilere karşı bir değil birkaç mekanizması olmasıdır. Antigen, vücuda ilk girdiğinde lenfositler büyük miktarlarda antikor üre­tirler. Bu olay ilk kez meydana geldiğinde hiçbir belirti görülmez. Ancak bir sonraki saldırıyı beklemek­ten başka bir işlevi olmayan antikor, kendisini mast hücresi dediğimiz doku hücrelerine bağlar.

Mast hücrelerinde histarriin başta olmak üzere birçok kimyasal madde vardır. Bunların görevi, kan damarlarına giren ve çıkan sıvıların akımını hızlandır­mak, mukoza bezlerindeki sıvı üretimini ve iç organ­lardaki kasların çalışmasını denetlemektir. Bu işlev­ler, sürekli olarak ve biz bilincinde olmaksızın otoma­tik bir biçimde düzenlenmektedir.

Oysa mast hücresi, antikorla kaplandıktan son­ra, çok kolay etkilenebilir hale gelir. Bundan sonra gelen antigen, antikoru harekete geçirir. Sonuç ola­rak mast hücresi patlar ve içindeki histamin ve öbür kimyasal maddeler ortalığa yayılır.

Bundan sonra olanlar, antikorla kaplı mast hüc­relerinin vücudun ne tarafında olduğuna bağlıdır. Bu kimyasal maddeler, burunda rinit adı verilen sıvı mu­koza «kırrtışına ve iltihaplanmaya yol açar. Benzer du­rum, gözde kanlanmaya, kulakta ise geçici sağırlık yaratabilecek sıvı birikimine neden olur. Akciğerle­re giden ve akciğerin içindeki hava borularında ise kasların kasılmasına neden olarak soluk almayı güç­leştirir. Karında mukoza üretimine ve diyareye neden olan kasılmalara yola açar.

Tahmin edebileceğiniz gibi, antikorlar, antigenin ilk rastlandığı yöredeki mast hücrelerine kendilerini bağlarlar. Bu, polene alerjik olan kişilerin neden sa­man nezlesi belirtileri gösterdiklerini açıklar. Polenin vücuda girmesinin en kolay yolları, gözler veya solu­num yoluyla burundur. Bu yüzden burundaki ve göz­deki mast hücreleri, antikorla kaplanırlar.

Yiyeceklere alerjiniz varsa, en şiddetli tepkiyi mast hücrelerinin en çok antikor çekmiş oldukları yö­rede göreceksiniz bazı insanların dudakları bir lok­ma balık, fıstık, süt, yumurta veya kabuklu deniz ürü­nü yediklerinde şişer öte yandan aynı belirtiler yi­yecekler yutulduktan sonra bağırsaklarda görülebi­lir. Bazı insanların yiyecek alerjileri o kadar ağırdır ki, balığa alerjisi olan bir kişi, balıkçının önünden geçerken solunum güçlüğü çekmeye başlar veya yumur­taya alerjisi olan biri, aynı odada bir yumurta kırıldı­ğında hapşırabilir.

Eğer yiyeceklere alerjiniz bu denli ağır ise, belir­tilerin nedeni bellidir ve bundan kaçınmanın en ba­sit yolu, bu yiyeceklerden uzak durmaktır. Astım, sa­man nezlesi ve gözle görülmeyen polen ve sporların neden olduğu başka alerjik şikâyetlerden kaçınmak daha zordur, çünkü alergenlerini gelirken görme ola­nağınız yoktur.
Anlatılması karmaşık başka türdeki alerjik reak­siyonlar, bambaşka etkiler gösterirler.
Bunlardan biri, antigenin kana karışarak, oksijen taşımakla görevli olan alyuvarlara tutunmasıyla orta­ya çıkar. Üzerindeki tuhaf biçimli antigenle birlikte olan bu alyuvar, antikorların dikkatini çeker ve onlar tarafından yok edilir. Eğer antigen kendini birçok al­yuvara bağlamışsa, söz konusu kişi, alyuvarları, üre­tildiklerinden daha hızlı bir biçimde yok edildiği için kansız kalır (anemik olur). Bu tür alerjik reaksiyonlar, bazı ilaçlardan kaynaklanabilir. Bazı durumlarda da antigenler kendilerini plateletlere bağlarlar. Plateletler, kanın pıhtılaşmasını sağlayan ve kan damarların­daki yırtıkları onaran yapışkan hücrelerdir. Eğer bir­çok platelet yok olursa, vücudun onarımını üstlenen servisler bozulur ve dokular çok kolay çürür.Başka tür bir alerjik reaksiyonda sorun, antigen-lere tutunan ama onları tam anlamıyla yok edemeyen antikorlardan kaynaklanır. Bu iki düşman, makrofajların (büyük yiyiciler) dikkatini çekerler. Makrofajların görevi, istenilmeyen organizmaları temizlemektir. Bu organizmaları yok ederken makrofajlar eritici en­zimler salgılayarak antikor ve antigenin yanı sıra çev­redeki sağlıklı dokulara da zarar verirler.

Kaynak: http://zehirlenme.blogspot.com/2007/10/alerji-nedenleri-bebeklerde-alerjik.html