Dikkat

Anne ve Bebek Sağlığı

Anne ve Bebek Sağlığı

Bebeklerde Kabızlık

Zorlanarak ve sert dışkı yapmaya kabızlık adı verilir.Bebeklerin bağırsak hareketleri yetişkin insanlara göre farklıdır.Kimi bebekler günde 2-3 defa dışkılama yaparken kimi bebekler de 2-3 günde 1 defa yapabilmektedir. Doğumundan itibaren kilo almış bir bebeğin normal kıvamda günde 1 kez veya 2 günde 1 kez dışkılama yapması kabızlık değildir.Dışkının kıvamı sert değilse 2-3 günde bir dışkılama yapılması normaldir kabızlık olarak nitelendirilemez.Bir aydan küçük ve anne sütü ile beslenen bebeklerin karın kasları gelişmediği için uzun süre dışkılama yapmamaları normaldir.Hazır mama kullanan bebeklerde ise dışkılama kolay bir şekilde makata zarar vermeden oluyorsa kabızlık değildir.
Bebek 3-4 günde bir dışkılama yapıyorsa, dışkı sert ise ve makata zarar veriyorsa bunlar kabızlık belirtileridir.Kabızlık sırasında çıkan dışkı bebeğin makatında gözle görülen değişiklikler meydana getirir(kanama,şişlik gibi) ve bebek dışkılama işlemini ağlayarak gerçekleştirir.Bebekler oturmayı,emeklemeyi ve yürümeyi öğrenirken hafif kabızlık çekebilirler.Bebeklerde kabızlığa genellikle süt tüketiminin fazla olduğu beslenmeler ve beslenme yetersizlikleri yol açmaktadır.Bebeğin makatında dışkılama sırasında kanama ve dışkıya kan bulaşması halinde hemen doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.Bebeğinizde kısa süreli kabızlık olmuşsa telaş etmeyin, kabızlık hemen hemen her yeni doğan bebekte ortaya çıkmaktadır.
Kabızlık Halinde:
- Kesinlikle müsil ilacı vermeyin.
- Biberonuna şeker katmayın.
- Sıcak havalarda bol bol su ve meyve suyu içirin.
- Uzun süre oturtmayın.
- Dışkılamadan önce bebeğinizin makat bölgesine nemledirici sürün; dışkılama yapmasını kolaylaştırır.
- Oturma banyoları bebeğinizin dışkılama yapmasını kolaylaştırır.
- Bebeğinize bol bol lifli gıdalar yedirin.
- Kesinlikle süt içirmeyin.
- Bebek bisküvileri yerine sade bisküviler yedirmeyi tercih edin.
- Bebeğinizi doyuracak miktarda mama verin.

Cinsellik ve Hamilelik

Halimelelik döneminde cinsel hayat nasıl olmalıdır? Bu sorunun cevabı birçok çift tarafından merak ediliyor. İşte uzmanlar anlatıyor.

Gebe kalmada zamanlama çok önemlidir. Spermler iki veya üç gün canlı kalabilirler. Fakat yumurta hücresi yalnızca 12-24 saat canlı kalır. Bu yüzden gebe kalabilme şansını artırmak için yumurtlama döneminde birden fazla sayıda cinsel ilişkiye girmek önemlidir. Cinsel ilişkiye, tahmin edilen yumurtlama döneminden bir-iki gün önce ve yumurtlama gününde girmek iyi fikir olabilir. Bu şekilde yumurtayı, yumurtalıklardan bırakıldığında yumurtalık kanallarında onu döllemek için bekleyen pek çok sperm bulunacaktır. Yumurtlama zamanını tam olarak belirlemek çok mümkün değildir. Bu biraz da adet düzenine bağlı bir durumdur.

Hamilelik

Bilinenin aksine iki adet kanamasının ortasında değil, adet kanamasından önceki 14. güne denk gelir. Eğer 28 günde bir adet görüyorsanız, o zaman iki adet kanamasının ortasında olacaktır. Ama 35 günde bir adet kanamanız oluyorsa yumurtlama zamanınız 17. günde değil, 21. günde olacaktır. Kadınlar yumurtlama zamanlarını fark edebilirler. Ancak bazı kadınlar hiçbir değişikliği hissedemezler. Eğer gebe kalmayı istiyorsanız birkaç ay adet düzeninizi takip edin. Yumurtlama dönemindeki bazı belirtiler şöyledir;

• Memelerde hassasiyet

• Karnınızda hafif rahatsızlık hissi

• Yumurta akı gibi sulu ve artmış vajinal akıntı

• Bazal vücut ısısında hafif artış

Adet düzensizliği olan kadınlar

Çoğu kadın bir yılda genel olarak 12 kez adet kanaması yaşar. Ancak bazen atlanan aylar, kanamanın olmadığı aylar olabilir. Sıkıntılar, ağır egzersizler, aşırı kilo alma veya verme nedeniyle bu durum olabilir. Adet kanama düzeni ne kadar bozuksa yumurtlama zamanını tahmin etmek o kadar zordur. Yumurtlama zamanını takip ederek hangi zamanlarda gebe kalma şansınızın olduğunu tahmin etmeniz kolaylaşır. Diyelim ki, birinci ay 28 gün sonra kanamanız oldu, sonraki ay 21, daha sonraki ay ise 32. Birkaç ay bu şekilde adet kanama aralıklarınızı bir yere kaydedin. En kısadan 17, en uzundan 11 çıkarın. Çıkan iki sayı arasındaki günlerde, gebe kalma şansınız yüksek demektir. Eğer adetleriniz düzensiz ve 35 günden fazla aralıklarla oluyorsa buna neden olacak polikistik over sendromu, yumurtalık yetmezliği, tiroid bozukluğu, aşırı zayıflık veya yüksek prolaktin seviyesi gibi nedenleri tespit edebilmek için uzman bir doktora gitmeniz gereklidir.

SADECE DENEMEK YETERLİ OLMAZ MI?

Elbette ki, karmaşık hesaplar yapmanıza, vücut ısınızı her gün ölçmenize gerek yoktur. Hatta hamile kalmak için orgazm olmanız da gerekmez. Haftada en az iki kez cinsel ilişkiye girmeniz hamilelik için yeterli olacaktır. Doğal olarak kadınlarda yaş ilerledikçe doğurganlık özellikleri de azalacaktır. Bunun nedeni sadece yaşlılık değil, aynı zamanda yumurta sayısındaki azalmadır. Bu yüzden 50-60′lı yaşlardaki kadınların, genç bir kadının yumurtasıyla gebe kalabilme şansları vardır. Kız çocukları, yumurtalıklarının içinde, hayatları boyunca kullanacakları yumurtalarla beraber doğarlar. Yani bunun anlamı, yumurta hücreleri de kadının yaşıyla aynı olgunluktadır. 1-2 milyon arasında değişen sayıda yumurta öncü hücresi bulunur. Bunlar henüz yumurta hücresi haline gelmemişlerdir. Ancak koruyucu bir tabakanın içinde, ergenlik döneminde onları uyandıracak olan hormonal uyarının başlamasına kadar bir çeşit uykudadırlar. Zaman geçtikçe yumurtalar sürekli olarak ölürler. Ergenliğe ulaşan kız çocuğunda 300.000-500.000 yumurta kalır. Diğerleri doğal yoldan vücut tarafından yok edilmişlerdir.

Hamile kalma oranını artıran özel bir cinsel pozisyon yoktur. Belki spermlerin rahim ağzında yığılmasını sağlayan bazı pozisyonları duymuşsunuzdur. Ancak bunları destekleyen çalışmalar yoktur. En önemli konu uygun zamanda cinsel ilişkiye girilmesidir ki, yumurtlama zamanından bir-iki gün önce ve yumurtlama gününde cinsel ilişkiye girmek, hamile kalmak için yeterli olacaktır. Bazı insanlar, eşinin boşalmasıyla birlikte orgazm olan kadınların daha çabuk hamile kaldığına inanırlar. Bunun da hiçbir dayanağı yoktur. Gebe kalmak için kadının orgazm olması gereken bir şart değildir. Fakat rahimdeki kasılmalar, spermin yumurtalık kanallarına doğru ilerlemesine yardımcı olabilir. Tıpkı yumurtlama zamanında cinsel ilişki olmadan da ağrısız kasılmaların istemsiz olarak gerçekleşmesi gibidir.

Bunun bir fark yarattığına dair çalışma yoktur. Ancak yapması zor bir şey değildir. Cinsel ilişkinin ardından 15 dakika yatar pozisyonda kalmak, vajinada daha fazla miktarda meninin kalmasını sağlayacaktır. Her boşalma sırasındaki menide milyonlarca sperm bulunduğu için, boşalmanın hemen ardından ayağa bile kalksanız vajinanızda pek çok sperm zaten kalacaktır.

DOKTORA NE ZAMAN GİTMELİDİR?

Eğer bir yıl veya daha fazla süredir gebe kalmaya uğraştığınız halde (Bu sınır 35 yaş ve üzeri için üç ile altı ay arasındadır.) kalamıyorsanız veya adet kanamalarınız düzensiz oluyorsa sizin için en iyisi bir doktora başvurmaktır. Herhangi birisi için ne kadar sürede gebe kalabileceğini söylemek oldukça zordur. Kişinin yaşı, genel sağlık durumu, üreme organlarının çalışması ve cinsel ilişkiye ne zaman girildiği gibi belirleyici pek çok faktör vardır. Ancak yine de ne kadar zaman alacağına dair genel istatistiksel bilgiler yok değildir. Üreme dönemindeki çiftlerin her siklüsteki gebe kalma şansı %25′tir. İlk yılda gebe kalma oranı ise %75-85 arasındadır. Bu durumda sağlıklı olduğu halde gebe kalamayan çiftler halen var demektir.

KADIN VÜCUDUNDA NELER OLUR?

Gebe kalmak için kadındaki ilk hazırlık yumurtalıklarda başlar. Rahmin her iki yanında iki adet yumurtalık bulunur. Bunlar kadının yumurta deposu gibidir. Her kız çocuğu her bir yumurtalığında yaklaşık bir milyon yumurtayla doğar. Bundan sonra yumurta üretimi hiç olmaz. Ama bu miktar tüm hayatı boyunca gerekeceğinden çok daha fazladır. Hatta çoğu hemen ölmeye bile başlar. Fakat endişelenmeyin, üreme dönemi boyunca size yetecek kadar pek çok yumurta kalacaktır. İlk adet kanamasından başlayarak menopoza gireceğiniz 45-55 yaşlarına kadar yaklaşık 400 yumurta kullanılacaktır. İki adet kanamanızın ortasında bir zamanda, yaklaşık 12-16. günlerde iki yumurtalığın birinden bir yumurta olgunlaşır ve yumurtalıktan bırakılır.

Buna yumurtlama adı verilir. Daha sonra bu yumurta, en yakındaki yumurtalık kanalının lale şeklindeki açılma yerinden emilir. Bu kanallar, rahim ile yumurtalıklar arasında uzanırlar ve yaklaşık 10 cm uzunluğundadırlar. Eğer yumurta, rahme doğru ilerlerken sağlıklı bir sperm ile karşılaşırsa, burada yeni bir hayatı oluşturmak üzere birleşebilirler. Eğer spermle karşılaşmazsa yolculuğu rahimde son bularak, burada yok olur veya vücut tarafından emilir. Gebelik oluşmadığında, yumurtalıklardaki gebeliğin devamını sağlayacak olan östrojen ve progesteron üretimi durur, kalınlaşmış rahim duvarı, adet kanaması şeklinde dışarı atılır.

http://www.mcaturk.com/

İlk 6 ayda emzirme bebekte hayati önem taşıyor

Araştırmalarıma göre; ülkemizdeki annelerin sadece yüzde 2′si 6 ay boyunca emziriyor. Dün­ya Sağlık Örgütü (WHO), bebeklerin ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmesini sağlıklı yaşam için şart koşuyor. Buna karşın ülkemizde hala ilk 6 ayda anne sütüyle beslenen bebek oranı yüzde 2. Her yıl ekim ayının ilk haftasında WHO, “Dün­ya Emzirme Haftası’nı kutluyor. Hafta boyunca anne sütünün bebek için ne kadar yararlı olduğu, çeşitli etkinlikler düzenlenerek anlatılmaya çalı­şılıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan bil­giler arasında en acı verici olanı ise, her yıl isha­le yakalanan 3 bin 500 bebeğin yeterince anne sütü almadığı için Ölüyor olması. ülkemizde emzirmeyi teşvik etmek amacıyla kurulan Piyon Emzirme Çözümleri kurucusu Ar­zu üstündağ, 1980′li yıllardan itibaren bebeğini emziren anne sayısının giderek azaldığını belirt­ti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sadece 200 anneden birinde gerçekten süt salgılama so­rununun olduğunu ifade eden uzmanlar, “Annelerimizin asıl sorunu kaygı. Bebeğin aç kaldığı kaygısı, annede süt üretimini sağlayan oksitosin hormonunun durmasına neden oluyor. Böylelikle anneler emzirmekten vazgeçebiliyor” diye konuştu. İlk 6 ayda emziren anne oranı (ÜNICEF İSTATİSTİKLERİ)

TÜRKİYE – %2

ARNAVUTLUK – %6

CEZAYİR – %13

ERMENİSTAN – %30

MISIR – %57

HIRTAVİSTAN – %23

NEPAL – %69

FİLİPİNLER – %37

MAKEDONYA – %37

DOĞU AVRUPA – %9

ABD – %8

Kaynak: http://www.saglikbilgisi.gen.tr/

Şeker Hastalığı ve Hamilelik ilişkisi

Gebelik, şeker hastalığı ile birlikte yaşa­manın en önemli aşamalarından biridir. Kan şekeri kontrolünün iyi sağlanamaması; gerek bebek, gerekse anne açısından pek çok sorun doğurabilir. Bu sorunlar sıkı kan şekeri kont­rolü ile aşılabilir. Eğer gebeliğin başlangıcın­dan doğuma kadar geçen sürede mükemmel düzeyde kan şekeri kontrolü sağlanırsa, anne ve bebeğinin riski, sağlıklı bir kadınınkinden çok az yüksektir.
Sık sık yapılan kan şekeri ölçümleri buna yardımcı olabilir.

Yumurtanın döllendiği andaki kan şekeri kontrolünün bozuk olması, bölünme ve ce­nine dönüşme aşamasında yarık dudak, omurganın sonundaki kemiğin bulunmama­sı ya da kalpte delik gibi birçok doğumsal anormalliğe yol açabilir. Bu nedenle diyabetik bir gebenin, sağlıklı bir doğum için do­ğum öncesi bakım ve takibi, kadın doğum uzmanı ile diyabet uzmanının işbirliği içinde olmasını gerektirir. Kontrol mükemmel dü­zeyde (HbAle normal) tutulduktan ve gebe­lik normal şekilde seyrettikten sonra hasta­nın hastaneye yatırılmasına gerek yoktur. Mükemmel kontrol düzeyinin günümüzde mümkün olması nedeniyle bebek normal gelişimini gösterir ve gebelik doğal sürecinde (40 hafta) tamamlanır. Doğum doğal süre­cinde gerçekleşirse, annenin şeker hastası ol­ması ya da olmaması bir fark oluşturmaz.

Kaynak: http://www.saglikbilgisi.gen.tr/

Hem Çalışıp Hem Emziren Annelere Öneriler

Bazı anneler hem çalışıp hem de bebeğine bakmak zorundadır. Bebeğini yeterince emziremeyen annelerde ister istemez bir burukluk olmaktadır. Bu burukluğu bir nebze olsun azaltarak annenin ve bebeğin rahat etmesini ve sağlıklı bir büyüme sürecinin gerçekleşmesini sağlamak için annelerin kendi sütlerini sağarak, bebeklerine vermeleri gerekmektedir.bebeğini emziren anneler

Sütün sağılması, saklanması ve bebeğe verilmesi hususunda dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır:

* Sütünüzü elinizle ya da pompa yardımıyla sağabilirsiniz. Eğer bebeğiniz sağlıklıysa ve günde bir kez de olsa bebeğinizi emzirme şansınız oluyorsa elle sağmak en mantıklı olan yöntemdir.

* Normal yolda doğmamış ve emmeye hazır olmayan bir bebeğiniz varsa sağım pompası kullanmalısınız.

* Diyelim ki sağılan sütün bir kısmını bebeğiniz tüketti. Kalan kısmını bir daha kesinlikle kullanmayın.

* Eğer bebeğinizi çalıştığınız yere götürmeniz mümkün değilse mutlaka sütünüzü sağmalısınız. Sağılmayan süt bir süre sonra sütün kesilmesine neden olur ve bu da annenin kendine güveninin azalmasına neden olur.

* Hem bebeğinizi emzirmiyor hem de sütünüzü sağmıyorsanız, süt göğsünüzde birikecek ve kısa bir süre sonra dolgunlukla birlikte ağrı yapmaya başlayacaktır.

* İster bebeğinizi emzirin isterseniz sütünüzü sağarak saklayın ve gerektiğinde kullanın. Sağılmış anne sütü bile piyasada bulabileceğiniz bebek mamalarının tümünden daha faydalıdır.

* Eğer çocuğunuzla ilgilenemeyecek derecede yoğun bir iş kadınıysanız ve bir bakıcınız varsa, sütünüzü steril ve mikrobik etkilerden uzak bir kaba sağın. Sonra da bakıcınıza el değmeyecek biçimde bebeğe vermesini söyleyin.

* Sabah, öğle ve akşam olmak üzere üç defa yarımşar bardak süt sağın. Sağdığınız sütün üstünü temiz bir bezle kapatın. Çok soğuk olmayacak şekilde buzdolabında saklayın ve bebeğe vereceğiniz zaman kesinlikle ısıtmayın, kaynatmayın.

* Sütünüzü en fazla 3 gün ve sadece buzdolabında saklayabilirsiniz.

* Sütünüzü derin dondurucu özelliği olan buzdolaplarında 2 ay, normal buzdolaplarının buzluğunda ise 1 ay, buzdolabında 2 hafta ve oda sıcaklığında 8 saat saklayabilirsiniz.

* Eğer sütünüzün azalmasından endişe ediyorsanız işyerinizde de sütünüzü üç defa sağarak bu sorundan kurtulabilirsiniz. Bu adım sütünüzün azalmamasını sağlayacak hatta kimi durumlarda sütünüzü arttıracaktır.

* Sağdığınız anne sütünü bebeğinize çay kaşığı ile küçük yudumlar halinde vermelisiniz. Kesinlikle biberon ya da emzik kullanmamalısınız.  Çay kaşığı ile beslenen bebek, bir süre sonra yeniden acıkacak ve anne eve gelince onu emmek isteyecektir. Bu durum da annenin sütünün besleyici ve verimli olmasını sağlayacaktır.