Dikkat

Ağız ve Diş Sağlığı

Ağız ve Diş Sağlığı

Ağız Kokusu ve Tedavisi

Vücuda alınan gıdaların ağızda yarattığı kötü kokuya ağız kokusu(halitosis) denir.Ağız boşluğundaki bakterilerin atıkları olan sülfürlü bileşenler ağız kokusuna yol açar.Ağız kokusu vücuda alınan her türlü maddeden kaynaklanabilir.Günümüzde batı toplumuda dahil olmak üzere tüm dünyada oldukça yaygındır.Ağız kokusu psikolojik problemleri de beraberinde getirir.Ağız kokusunun neden olduğu sosyal sorunlar biyolojik sorunlardan daha fazladır, devamlılığında evlilikleri bile olumsuz yönde etkileyebilir.Ağız kokusunu hastalık olarak tanımlamak doğru değildir ancak birçok hastalığın habercisi olabilir.

Ağız kokusunun birçok nedeni vardır.En önemli nedeni vücuda alınan maddelerin ağızda kötü koku yaratmasıdır.Dişler ve çevresinde yemek parçalarının ve kalıntılarının bakteryel çözünmesi ağızda kötü kokuya neden olur.Ağız kokusunun bir diğer nedeni ise ağızın kendisidir, ağız içersindeki bakterilerin kontrolsüz çoğalması, ağızın kuru kalması, tükrük salgısının azalması(az su içilmesi en önemli nedenidir) , dil üzerinde plakların oluşması sonucu meydana gelir.Uzun süre aç kalınması, herhangi bişiy yenilmemesi özellikle oruç tutulan dönemlerde Ramazan ayında ağız kokusu oluşması normaldir.
Bu nedenlerle oluşan ağız kokularını kişinin kendisi rahat bir şekilde tespit edebilir.
Ağız kokusu; böbrek yetersizliği, karaciğer yetersizliği , şeker hastalığı , solunum yolu hastalıkları gibi hayatı tehtid eden birçok hastalığın da belirtisi olabilmektedir.Bu tür hastalıkların tedavisinde ise erken teşhis en önemli faktördür.Bunun için ağız kokusu sorunu yaşanların en kısa sürede doktorlarına başvurmaları gerekmektedir.
Ağız kokusunun tedavisi nedeninin bulunmasına bağlıdır, nedeninin tespit edilip ortadan kaldırılması ağız kokusunun da tedavisi olacaktır.
Ağız kokusunun önlemek için neler yapılabileceği aşağıdaki gibidir.
-İyi bir ağız için hijyene önem verilmelidir, ağızın temiz kalması ağız kokusunu ciddi derecede önler.
-Dişlerin tüm yüzeyleri ve dil temiz tutulmalıdır.Dişler sık sık fırçalanmalıdır, diş ipi diş aralarının çok iyi temizlenmesini sağladığı gibi ağız kokusunu da önler.
-Ağız kuruluğuna engel olmak için bol bol su tüketilmelidir.
-Şekersiz sakız çiğnemek ağız kokusunu engeller.
-Burnunuzu tıkalı tutmayın; burnun tıkalı olması halinde ağız tıkalı olacağı için bu durum ağzı ve boğazı kurutarak bakterilerin oluşmasını hızlandıracaktır.
-Sigara ve alkol kullanmayın.

Elektrikli Diş Fırçaları

Elektrikli diş fırçalanyla diğer otomatik aletlere o kadar çok para vermeye değer mi? Eğer dişlerinizi iyice firçalayamıyorsamz bu sorunun yanıtı evetdir. Yok eğer dişçinizin uyansı doğrultusun­da dişlerinizi fırçalayabiliyorsanız yanıt hayırdır.

Dr. Mark Harris’in herkesin şunu bilmesini istiyor: “Dişlerin fırçalanması yerlerin ovulup fırçalanmasına benzemez.”
Dr. Harris bu sözlerle ne demek istediğini de şöyle açıklıyor: “Bazı insanlar sert fırçalarla dişlerini yine aynı sertlikte fırçalama­larının çok iyi sonuçlar doğuracağını düşünürler ama dişlerin ara­sında ve yüzeyinde oluşan bakteriler ve yemek artıklan ovalamakla çıkmaz. Yumuşak fırçalarla dişlerinize daha az zarar verirsiniz. Ba­zı yaşlılar sert fırçalamanın bedelim dişlerinde oluşan oyuklarla öde­mek zorunda kalmaktadırlar.”

Elektrikli diş fırçalarının kullanımı kolaydır

En etkili fırçalama türü yumuşak hareketlerle ve günde üç kez yapılan fırçalamadır. “Her yemekten sonra dişlerinizi fırçalarsanız günde bir kez kullanacağınız elektrikli diş fırçasından daha yararlı bir şey yapmış olursunuz.”
Öte yandan, Dr. Harris, “Bazı insanlar talimatları kesinlikle dinlemezler. Arabalarını yıkar gibi sert hareketlerle dişlerini fırça­larlar ve hem dişlerine hem de diş etlerine zarar verirler. Bu tür in­sanların arabalarını yıkatmaya götürmelerini ve dişlerinin temizliği için de elektrikli diş fırçası satın almalarını öneririm,” diye ekliyor.

Ama çürüklerin ve diş eti hastalıklarının önlenmesi dişlerin çok iyi temizlenmesine bağlıdır. “Hangi diş fırçasını kullanırsamz kullanın bunun ağzınızın içinde her tarafa uzandığından emin olma­lısınız. Dişlerin arasındaki yemek artıklarının da temizlenmesi ge­rekir. Eğer arkadaki dişlere ulaşamıyorsanız en arkadaki dişlerinize ulaşabilecek yeni bir diş fırçası satın almalısınız.”

Mayo Klinik doğru fırçalamayla diş ipliğinin düzenli bir şekil­de kullanımının elektrikli ürünlerin kullanımı kadar etkili oldu­ğunu saptamıştır. Romatizma gibi eklem hastalıkları olanların elektrikli diş fırçalarını ve elektrikli diş ipliği cihazını kullanma­ları öneriliyor.

Kaynak: http://www.saglikbilgisi.gen.tr/elektrikli-dis-fircalarinin-kullanimi-kolaydir.html

Dişlerinizi Sıkmayın, Başınız Ağrıması

Yapılan araştırmalarda uzmanlar baş ağrısının sebebini kas gerginliği olarak tesbit ettiler. Bunların nedenlerinden biriside dişler.

Stres gibi psikolojik faktörler, kapanışı doğru ayarlanmamış dolgu, köprü gibi restorasyonlar, diş sıkmak, gıcırdatmak, ortodontik problemler(çapraşıklık), diş eksikliği bu kas gerginliğini meydana getiren sebeplerdir.

Bir kere ağrı olduğunda bir döngü başlar. Ağrı sizi gergin ve hassas yapar bu da kas gerginliği ve ağrıyı artırır.


Dişlerinizi Sıkmayın, Başınız Ağrıması
Ağrı başın tek tarafında ya da her iki tarafında veya tüm çevresinde olabilir, eklemde veya yanaklarda hissedilebilir. Künt fakat zonklayıcı tarzda olmayan bir ağrıdır.

Dişlerinizi çok sıkmak ya da gıcırdatmak nedeni ile kaslarda gerginlik ve eklemde travma meydana geliyorsa, gece plağı denen özel bir plak hazırlanarak rahat etmeniz ve kasların gevşemesi sağlanır. Gerekirse bir kas gevşetici verilebilir. Tüm bunlara rağmen bir rahatlama sağlanamıyorsa cerrahi, fizik tedavi ya da psikiyatrist desteği gerekebilir.

Unutmayın ki hayattaki en değerli yatırımınız kendi sağlığınızdır.

Kaynak: http://www.ekolay.net/saglik/haber.asp?PID=3388&HaberID=697193

Dişleri yanlış fırçalamak dişeti çekilmesine yol açıyor

Diş fırçalamaya yönelik toplumda bir çok yanlışlıklar var. Diş sağlığını kaybetmemek için bu yanlışlıklara dikkat etmek gerekiyor.

Çoğumuz dişlerimizi uzun süre fırçaladığımız takdirde daha temiz olduğumuzu düşünürüz. Oysa dişleri fırçalarken süre değil nasıl fırçaladığımız daha önemlidir. Farklı nedenlerden dolayı meydana gelen dişeti çekilmesinin en önemli sebepleri arasında yanlış fırçalama önemli bir yere sahip. EDAD (Estetik Diş Hekimleri Akademisi Derneği) Başkanı Doç. Dr. Ata Anıl dişeti çekilmesinin nedenlerini ve tedavi şekillerini anlatıyor.

İnsanlar güldüğünde genel olarak ön dişlerinin %60’lık bir yüzey alanı görünür. Bu beyaz alanların aralarında da çok hafif bir şekilde üçgen şeklinde dişetleri görünür. Bazen kişinin ağız kaslarının yapısına göre dişetleri daha fazla görünebiliyor. Yani biz aslında dişlerin sadece %60’lık bir kısmını değil, bazen %60, 70, 80, 90’lık kısmını görmeye başlıyoruz. Hatta bazı durumlarda hem dişin %100’ü gözüküyor hem de dişetleri gözüküyor.

Eğer o dişetleri çekilmişse ve bu durum gözle görünür hale geldiyse estetik olarak bizi çok rahatsız ediyor. Bunun nedeni, dişin eni ve boyu arasındaki oranın dişeti çekilmesiyle bozulması ve dişin boyunun normalde fazla ölçüde artmasıdır. Bu altın oranla alakalı bir konu. Hiç kimse dişlerinin bu kadar uzun gözükmesini istemiyor. Burada dişetlerinin boyunun gözükmesi dışında başka bir sıkıntı daha oluyor. Normalde yan dişlerde kırmızıların olduğu yerlerde bir dişte dişeti çekilmesi varsa orası beyaza dönüşmüş oluyor. Yani her tarafta aynı boyda dişler gözükürken bir tanesinde çok uzun gözüküyor ve bu da yan taraflarda bir simetri bozulmasına neden oluyor. Bu asimetrik görüntü de insanı rahatsız ediyor. Onun için dişeti çekilmeleri, gülme alanı içinde dişlerin tamamen içine girdiği bir alanda ise o zaman estetik olarak bir sıkıntı yaratıyor.

Dişeti çekilmelerinde temel tedavi, dişeti çekilmelerinin söz konusu 3 nedenini yok etmek amacıyla yapılır. Bazen dişeti çekilmesinin nedeni, dişin normal diş dizisinin dışında olmasıdır. Mesela dudağa doğru hareket etmesi yani gelmesidir. O zaman yapılması gereken şey dişi ortodontiyle içeri almaktır. Çünkü dişler dışarı itildikçe çekilme devam eder.

dis

İkinci neden olan dişeti iltihabı diş etinin altındaki kemiği eritmeye başlar. Dişeti aslında kemikten beslenir. Dolayısıyla diş çevresindeki destek kemik eriyince dişeti de onla beraber geriye gider. O zaman bizim burada yapmamız gereken şey, önce iltihabı tedavi etmek ki dişeti çekilmesi devam etmesin. İltihap tedavi edildikten sonra eğer dişeti çok çekilmişse o zaman dişetini dişin kök yüzeyinden öne doğru kaldırıyoruz, damaktan bir dişeti dokusu alıyoruz ve bunu bu dişetiyle diş kökü arasına yerleştiriyoruz. Ve bu şekilde oradaki dişetinin hem kalınlığını hem de boyunu artırıyoruz. Dişeti çekilmesinin tedavisi de bu şekilde oluyor.

Üçüncü neden ise dişleri yanlış fırçalamaktan kaynaklanmaktadır. İnsanlar çok bastırarak daha iyi fırçaladıklarını zannediyorlar. 2 dakikadan fazla fırçalarsanız hiçbir işe yaramıyor. Hem dişleri yıpratıyorsunuz hem de dişetleri bundan dolayı çekiliyor. Bunun için doğru diş fırçalama tekniğini öğrenmek gerekiyor.

İltihaba bağlı dişeti çekilmesi çok nadir olarak erken yaşlarda yani 18’lerden sonra çıkıyor. Ama genelde 30 – 35 yaşından sonra dişeti iltihabı başlar. Böyle durumlarda da dişeti çekilmesi hemen olmaz, dişeti iltihabının dişeti çekilmelerine dönüşmesi genellikle 40 – 50 yaşlarına doğru daha belirgin olur. Gençlerde gördüğümüz dişeti çekilmeleri çok fazla bakımlı insanlarda görülüyor. Çünkü dişlerini günde 5-10 kere 3’er dakika bastırarak fırçalıyorlar. O zaman yanlış fırçalamadan dolayı çekilme daha erken yaşta başlıyor. Onun için doğrusu çok uzun fırçalamak değil yeterli süre fırçalamak. Ayrıca elektrikli diş fırçaları ile 45 – 50 saniye gibi bir süre, 2 dakika elle fırçalamaya yakın bir etkiye sahip.Bunun dışında fırçalama nedeniyle aşınan dişleri koruyan yani sertleştiren macunları da kullanabiliriz.

Kaynak: http://www.saglicaklakal.com/Haber.asp?i=A6B3AF78-1ECD-4AA9-B8E0-805CCA17B545&title=disleri-yanlis-fircalamak-diseti-cekilmesine-yol-aciyor

Dişlerimiz Yazın Daha Hassas

Yazın soğuk gıdalar tükettiğimiz saman genelde dişlerimizin ağrıdığını hissederiz. Bunun nedeni dişlerin yazın daha hassas olmasıdır.

“Soğuk meyve yiyemiyorum, dişlerim kamaşıyor…”
“Dondurma yemeye başladığım anda dişlerim sızlamaya başlıyor”
“Sıcak yemekle soğuk bir içecek tüketemiyorum.”
Bu şikayetler dişlerinizde hassasiyet olduğu anlamına gelebilir. Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Dt. Ezel Yıldız Elmas, dişlerde sıcak soğuk hassasiyeti ve yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

Yaz mevsiminin gelmesiyle sıcak ve soğuk farkına yol açan gıdaların tüketilme sıklığı artar. Kışın belki de çok dikkatimizi yoğunlaştıramadığımız diş hassasiyetinden, yazın soğuk içecek ve yiyeceklerin tüketilmesinin artmasıyla kaçamaz hale geliriz ve böylece diş hassasiyeti, gündemimizdeki sırasını belirler.

Şikayetler oldukça belirgindir ancak diş hekiminin hastadan daha ayrıntılı klinik bilgiyi toplamaya ihtiyacı vardır. Hasta hassasiyet şikayeti ile geldiğinde ilk adım tüm hikayeyi hastadan dinlemektir. Öngörülen gerekli bilgiler:

* Diş ağrısının şekli ve niteliği (keskin, künt, vurucu)
* Hassasiyetin lokalizasyonu (genellikle benzer grup dişlerde benzer şikayetler oluşabilir)
* Dişte hassasiyetin başladığı yüzey
* Ağrının şiddetinin tanımlanması (1-10luk skalada, 1=hafif, 10=dayanılmaz )
* Hassasiyeti başlatan uyarıcı tetikleyici yiyecek ve içecekler var mı?

Diş hassasiyeti diş ağrısı ile karıştırılabiliyor

Diş hassasiyetinin ortaya çıkmasında birçok farklı etken rol oynayabilir. Ağız içerisindeki gelişen çeşitli sorunlar, çürükler, diş eti çekilmeleri, diş ve bazen kök kırık ve çatlakları, hatalı diş fırçalama alışkanlıkları, beslenme alışkanlıklarındaki hatalar, oluşan ağrının hasta tarafından diş hassasiyeti olarak tanımlanmasına yol açabilir.
Diş hassasiyetinin başlıca nedenleri

* Eski dolgulu dişler: Kanal tedavisi uygulanmış ve sonradan fistül oluşmuş veya canlılığını tamamen ya da yarı yarıya kaybetmiş dişlerin ağız kapandığında karşı dişlerle temasında oluşan ağrı.
* Kırık ve çatlak dişler: Dikey ve yatay, parça kırık veya çatlak oluşan dişlerin ağız kapandığında karşı dişlerle temasında oluşan ağrı.
* Diş çürükleri: En yüksek derecede hassasiyet algısı, çürük doku diş minesini tamamen harap ettiğinde mine-dentin sınırını geçerken görülür. Hassasiyet, çürük dişin canlı dokusuna ilerleyene kadar artarak devam eder.
* Diş eti çekilmesi: Kronik diş eti hastalığı olan kişilerde, diş eti ameliyatları sonrasında veya yaşla, ağız bölgesine alınan darbeler sonucu, dişlerdeki çapraşıklıklar ya da diğer yumuşak dokulardaki anomaliler ile dişlerin kök yüzeyinin açığa çıkmasıyla oluşan ağrı.
* Diş fırçası abrazyonu: Sert diş fırçası kullanımı veya yumuşak diş fırçasının aşındırıcı özelliği, fazla macun kullanımı veya hatalı fırçalama sonrasında genellikle baskın kullanılan elin denk geldiği bölgede oluşan aşınma, hem diş eti çekilmesine neden olabilir; hem de diş eti çekilmesi sonucu yumuşak kök yüzeyinin açığa çıkmasıyla hissedilen ağrıya sebep olur.
* Abfraksiyon lezyonları: Genellikle dişin anatomik şeklinin bozuk olduğu yerlerde dişlerde aşınma ve yüzeyden mikro düzeyde parça kopması ile oluşur. Çürük olmadığı halde diş yüzeyinde madde kaybı olan bu tip lezyonlar yüksek hassasiyet göstererek, dişin canlı dokusuna kadar ilerleyebilir.
* Erozyon lezyonları: Düşük Ph’lı ve yüksek karbonat oranlı kola, meyve ve enerji içecekleri diş yüzeyinden çürüksüz madde kaybı oluşumuna sebep olmaktadır. Bu tür içeceklerin kullanım alışkanlıkları, asitle yüzeyel olarak yumuşayan mine veya dentinin diş fırçalama ile kolayca yerinden kalkmasına sebep olacaktır. Reflü, bulimia gibi gastointestinal sistem hastalıkları dişlerin dile bakan yüzeylerinde, yüzeylerine zarar verirken; beslenme ile alınan asitli gıda tüketiminin fazlalığıyla oluşan lezyonlar dişlerin yanaklara (dışa) bakan yüzeylerinde görülür.
* Beslenme tipi: Herhangi bir sebeple hasarlanmış diş yüzeyi, domates, meyve suları, kola içecekleri gibi düşük Ph’ lı içeceklerin asidik sıvısıyla temas ettiğinde ani hassasiyet oluşacaktır. Beslenme şekli erozyondan dolayı oluşan hassasiyeti şiddetlendirebilir.
* Genetik hassasiyet: Hassas dişlerin hikayesi yıllardır hastalar tarafından anlatılır. Bu tip hassasiyetin sebebi, %10 sementin kök dokusunun ve mine dokusunun diş dentin yapısını örtmediği tipte sınıflandırılan anatomik yapı bozukluğu ile de korelasyon kurularak veya tüm hastaların farklı ağrı eşik değerlerinin olmasıyla da açıklanabilir.
* Dolgu sonrası hassasiyet: Bazı tip gümüş civa karışımı amalgam dolguların 24-48 saat büzülmeye bağlı olarak hassasiyet oluşturması; diş renginde yapılan dolgu uygulamalarında yeterli teknik hassasiyet gösterilmemesi veya hatalı asit uygulaması; dolgu yapılırken diş kurutma tekniğinin hatalı uygulaması; diş dokusunda çürük temizlenirken hatalı uygulamalar yaparak dişin canlı sinir dokusunu etkilemek; dolgu yaparken ani ısı değişikliği oluşturmak ya da dolgunun normalden yüksek bırakılması; ağız içinde ani uyarılmaya veya ‘pas ya da aliminyum’ tadına sebep olan farklı metaller arasındaki reaksiyonlar hassasiyet oluşumunu tetikler.
* İlaç kullanımı: Ağız kuruluğuna sebep olan ilaçlar (antihistaminikler, tansiyon ilaçları gibi) tükürüğün miktarını azaltarak koruyucu etkisini de bozar ve beslenmeyle meydana gelebilecek travmalara veya bakteri plak artışına sebep olurlar. Tükürük akışındaki azalma, yaşlanma ve ilaç alınımıyla birlikte tükürük Ph’ının diş çürüklerinin ve erozyon lezyonlarının oluşumuna sebep verecek düzeye inmesine neden olur.
* Beyazlatma hassasiyeti: Kanal tedavisi uygulanmamış dişlere uygulanan diş beyazlatmasında %10’luk karbamid peroksitin ( %3 hidrojen peroksit, %7 üre) mine ve dentini geçerek sinir dokusuna ulaşmasıyla oluşur. Dentindeki sıvı akışı ve materyalin sinir dokusuyla temasıyla yoğunluğun değişimi nedeniyle, hassasiyet geri dönüşebilir sinir dokusu iltihabı şeklini alır. Hassasiyet tüm diğer beyazlatma yöntemleri (in-office, ışık aktivasyonlu, yeni over the counter yöntemi!) sonucunda oluşabilir ve tercih edilen beyazlatma markası ve içeriği ile ilgilidir.

Beyazlatma işlemi sırasında hassasiyetin ortaya çıkması beklenmesine rağmen; klinik hassasiyet oluştuğunda sebebin beyazlatma olabileceği belirtilmelidir. Hafif seyreden hassasiyetlerin tedavi protokolünde yeri yoktur. Ancak diş hekimi, hastayı tedavi süresini uzatma (örneğin uygulama sıklığı) konusunda bilgilendirerek yeni uygulama talimatları verebilir. Bu yöntemin geçerli olmadığı durumda, bazı klinisyenler beyazlatma yönteminin diş yüzeylerine flor jelleri uygulamalarıyla desteklenmesini savunurlar. Diğer klinisyenler beyazlatma öncesi ve sonrasında 2-3 hafta boyunca hassasiyet giderici diş macunları kullanımı öneririler.

Potasyum içeren hassasiyet giderici yardımcı materyallerin ağza uygulanan plaklarla kullanımının gelişmesi, diş hekimine hassasiyeti gidermekte yardımcı olurken; tedavi sürecinde hastaların daha efektif rol oynamalarını da sağlamıştır. Beyazlatma çalışmalarında, ihtiyaç duyulduğunda 10-30 dk yardımcı hassasiyet giderici maddeler uygulanır. (Günde bir, haftada bir, beyazlatmadan önce veya beyazlatma tedavisinin uygulama tipine göre)
Hassasiyet giderici diş macunları, şikayetleri azaltıyor

En genel, profesyonel olarak önerilen, hassas dişe yalnız uygulama kolaylığı sunan hassasiyet giderici diş macunları, potasyum tuzları içerenlerdir. Potasyum tuzları mine ve diş dentin dokusundan kolayca geçerek birkaç dakika içinde dişin canlı sinir dokusuna ulaşır. Çoğunlukla potasyum bazlı hassasiyet giderici diş macunları diş dokusunu korumak için flor içerir aynı zamanda bazıları da değişik tatlar, beyazlatma özelliği, tartar kontrolü ve karbonat içerikli olarak tüketiciye sunulur. Kinik girişimlerde hassasiyet giderici etkili diş macunları günde iki kere ve yaklaşık iki hafta kullanım sonucunda hassasiyetin azalmasını sağlamış ve daha büyük etkileri de düzenli kullanımıyla gözlenmiştir. Bu arada hasta, üreticinin tavsiyesine de uyarak günde iki defa ağız hiyjen uygulamasının bir parçası olarak fırçalamayı sürdürmelidir. Hastalara sürekli kullandıkları diş macununa benzer özellikler taşıyan hassasiyet giderici edici diş macunları önerildiğinde başarı oranı yükselecektir.
Diş hassasiyetinin birden fazla sebebi ve tedavisi vardır

Diş hekimi tüm olasılıkları gözden geçirmeli, doğru bir teşhis ve tedavi planı oluşturmalı ve buna göre hassasiyete sebep ve engel olan tüm faktörleri işaret eden bir tedavi stratejisi belirlemelidir. Tedaviler, hasta tarafından evinde restorasyon yapılan dişe uygulanan medikal materyallerden, pulpa extirpasyonu (kanal tedavisi) ve mukogingival (diş eti ameliyatları) cerrahiye kadar uzanır.

Hassasiyetin sıklığı ve şekli, tedavi seçenekleri arasındaki seçimi belirler. Restorasyon yapılmamış veya açık bir sorun patoloji bulunmayan kişilerde dişlerin kronik hassasiyet şikayeti çoğunlukla beklenmedik ve araştırılmaya muhtaç durumları işaret eder.

Diş beyazlatması sırasında diş hassasiyetini engellemesi için uygulanan %5lik potasyum nitrat flor jeli (diş macunu) gibi hassasiyet giderici materyaller oldukça etkili olmakta ve hastanın olay üzerindeki kontrolünü artırmaktadır.

Memorial

porno turk porno porno porn sex sendesik hazirsinema