İhtiyacınız olan uykuyu hesaplayın!

Ekim 28th, 2009
uyku

uyku

İnsanın uykuya olan ihtiyacı yaşlandıkça azalıyor. Çünkü daha az rüya görüyor. İhtiyacınız olan uykuyu hesaplama formülü,İstanbul’daki özel bir hastanede görev yapan Nöroloji Uzmanı Dr. Ferda Korkmaz, tıp adamlarının uykuyla ilgili henüz bilmediği çok şey bulunmasına rağmen bedenin onarımı, çeşitli madde ve hormonların sentezi, hafızanın yapılandırılması ve psikolojik dinlenmenin, uykunun belirli dönemlerinde gerçekleştiğinin bilindiğini söyledi.

Korkmaz, bazı kişilerin günde 12 saat, bazı kişilerin ise 4 saat uykuya ihtiyaç duyduklarını bildirerek, şöyle konuştu:

”Ancak toplumda birçok erişkinin ortalama uyku süresi 6-8 saattir. Yaşla birlikte hem uyku süresinde hem de uyku mimarisinde değişiklikler olur. İnsanlar yaşlandıkça, toplam uyku süresinde ve rüyayla alakalı uyku evresinde geçen sürede bir düşüş başlar. Yeni doğmuş bir bebek günde 16 saat uyur, rüya ile ilişkili REM dönemi oldukça yoğundur. Buna karşın bebeğin 30 yaşındaki annesi, eğer şanslıysa günde 6 saat uyur ve bu sürenin sadece dörtte birlik bölümünü REM’de geçirir.” Continue reading »

Balın faydaları ve zararları

Ekim 28th, 2009
arı bal

arı bal

Balın besleyici özelliği, sindirimi gerektirmeden hemen kana geçip enerji sağlamasındandır. Bu nedenle zayıf ve iştahsız kişilerin enerji ihtiyaçlarının kolayca karşılanması için iyi bir besindir.

Bal, arıların, bitkilerin çiçeklerindeki özsuları alarak kendi vücutlarındaki özel maddelerin yardımıyla işleyip peteklerin gömeçlerine depoladıkları bir besindir. Petekler kovan içinde doğal olarak arılar tarafından yapıldığı gibi, önceden hazırlanarak kovanlara yerleştirilebilir. Anlar bu petekleri balla doldururlar. Arılarca yapılan peteklerdeki bala “doğal petekli bal“, diğerine “yapay” ya da “fenni kovan balı” denir. Fenni kovanlarda daha çok bal elde edilebilir,başkaca önemli bir farklılığı yoktur. Bal petek gözlerinden dışarı çıkarılırsa buna “süzme bal” denir.

Balın kalitesi; rengi, lezzeti, kokusu, kıvamı ve dayanıklılığı ile belirlenir. Balın rengi bitkilere sarı – kırmızımsı renk veren maddelerden oluşur. Arıların sadece bitki çiçeklerinin özsularından yaptıkları doğal balın rengi altın sarısıdır. Yapay kovan balının rengi daha açıktır. Arılara şeker verilerek yapılan balın rengi koyu kahverengidir.

Balın lezzeti üretim şekliyle ilişkilidir. Bitki çiçeklerinin özsularındaki tad vericiler bala geçtiğinden, yörenin bitki ortamına göre balın lezzeti de biraz değişik olabilir. Continue reading »

Sperm kalitesini artıran meyve

Ekim 28th, 2009
kayısı

kayısı

Çocuk sahibi olmak isteyenlere duyurulur. Bu meyve sperm kalitesini artırıyor.İnönü Üniversitesi’ndeki bir grup akademisyenin kayısının sağlığa faydalarıyla ilgili araştırmaları, kitap haline getirildi.

Malatya Valisi Halil İbrahim Daşöz, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Ali Otlu, Yrd. Doç. Dr. Meltem Kuruşsöğütlü ve Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bayram Murat Asma ile valilikte basın toplantısı düzenledi.

Vali Daşöz, yaptığı konuşmada, Malatya’da yaş kayısı üretiminin yılda 500 bin ton, kuru kayısı üretiminin de ortalama 120 bin ton olduğunu söyledi.

Daşöz, bu bakımdan Malatya’nın dünya kuru kayısı ihtiyacının yüzde 80, Türkiye’deki tüketimin de yüzde 95′ini karşıladığını bildirdi.

Kayısının birçok yararı olduğunun bilinmesine rağmen bunun bilimsel araştırmayla kanıtlanması gerektiğini belirten Daşöz, yapılan araştırmanın bu ihtiyaca cevap verdiğini kaydetti.

-”KANSER TEDAVİSİNİN TAMAMLANMASINI SAĞLIYOR”- Continue reading »

Bebeklerde Ciltte Pullanma

Ekim 28th, 2009

bebek ciltHalk arasında konak da denilen, pullanma (sebore egzaması) her yaşta ortaya çıkabilecek çok rastlanan bir problemdir, ancak bebeklik ve ergenlik döneminde daha çok rastlanır. Pullanma çoğunlukla bebeğin hayatının ilk ayında başlar ve çocuk ilk yaşına girene kadar problem olarak devam edebilir. Bunun nedeni bilinmemektedir.

Eğer bebeğinizde pullanma varsa, ilk dikkatinizi çekecek şey muhtemelen, saçlı deri üzerinde kirli bir görünüm veren kuru ve pul pul lekeler olacaktır. Pulcuklar üzerinde sarı bir kabuk oluşabilir, saç, kaş, kirpik, burun ve kulak çevresinde bazı pul pul lekeler dikkatinizi çekebilir. Bazan döküntüler o kadar ciddidir ki tüm vücudu etkileyebilir.

Belirtiler: Saçlı deri üzerinde pul pul kabuklanma. Continue reading »

Emzik Zararlı mı?

Ekim 28th, 2009

emzikYapılan çeşitli araştırmalara göre bebeklerin yaklaşık olarak %85 inin birinci aydan başlayarak emzik kullandığı gösterilmiştir. Annelerde emzik kullanımı ile ilgili yapılan anketlerde, emzik kullanımının genellikle normal bir davranış olarak kabul gördüğü ve bebeklerin emziğe kuvvetle bağlandıkları saptanmıştır. Anne sütünü kısa süre alan bebeklerde emzik kullanma sıklığının daha fazla olduğu bilinmektedir.

450 anne-bebek ikilisinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre;

- Erken dönemde emzik kullanan bebeklerde, kullanmayanlara göre 4 kez daha erken anne sütü bırakıldığı görülmüştür.

- Emzik kullanan annelerden bazıları ya anne sütünü kesmiş ya da emzirme arası süreyi uzatmışlardır.

- Bu annelerin emzirmekten utandığı ve ağlama sesinden rahatsız olduklarını da belirtmişlerdir.

- Bu bebeklerde büyüme geriliği de saptanmıştır.

- Emzirmekten rahatsız olan annelerde emziğin anne sütünün kesilmesinde etkili olduğu ancak emzirmekten rahatsız olmayan annelerde emzirme süresine etki etmediği görülmüştür.

Diğer açılardan incelendiğinde de bebeklik döneminde sıklıkla kullanılan emziğin en geç 2 yaşın sonunda çocuk tarafından bırakılması gerektiği görülmektedir. Aksi halde yukarıda sayılanların dışında da bazı sorunlarla karşılaşılabilir. Uzun süreli bir emzik alışkanlığı sonucunda karşılaşılabilecek problemler: Continue reading »

Baş Ağrısı

Ekim 26th, 2009

Lokal organik lezyonlar (ya da fonksiyon bozuklukları) nedeniyle olan baş ağrılarını sistemik hastalıktan ileri gelen baş ağrılarından ayırdetmek gerekir. Ayrıca, bu iki tür başağrısı, psikolojik faktörlerden ileri gelen veya bu faktörlerle ilgili baş ağrılarından da ayırdedilmelidir. Birçok vakada, lokal fizik ve psikolojik faktörler arasında bir bağlantı bulunur. Lokal organik lezyonlar arasında serebral tümör, subdural hematoma, temporal arterit, sinüzit, vazomotor rinit ve migren vardır. Baş ağrısının sistemik nedenleri arasında ise hipertansiyon, böbrek yetersizliği, amfizem, göz yorgunluğu (refraktif hatalar nedeniyle) ve konstipasyon vardır. Klinik tababette en sık görülen vakalar muhtemelen gerilim baş ağrılarıdır. Ağrı genellikle frontal, bazan oksipitaldir, bazan da kranyuma kadar yayılır. Sorumlu mekanizmanın oksipito-frontalis kasındaki bir spazm olduğu ileri sürülmüştür. Baş ağrısı çekenlerin fazla anksiete göstermedikleri söylenmektedir, baş ağrısı bir çeşit boşalma semptomu görevini görür. Ortamsal stress ve yorgunluk, presipitan faktörlerdir. Gerilim baş ağrısının ayırıcı teşhislerinden biri migrendir (bkz.). Depressif hastalıklı kişiler baş ağrısından, daha doğrusu kafatasında anormal ve nahoş duygulardan şikâyet etmektedirler. Bazı hastalar bunu kafalarının tepesinde bir basınç duygusu olarak, bazıları ise kafalarına sıkı bir şerit sarılıymış gibi bir duygu olarak tanımlamaktadırlar. Kronik hipokondria hastalarından bazıları baş ağrılarından yakınırlar, ama bu genellikle başta tuhaf duygulardan ibarettir. Bu tanım bazan elektrik, bazan da fizyolojik terimlerle dile getirilir, yani hasta «beyninden kan dalgaları aktığından söz eder. Continue reading »